İçimizdeki DON KİŞOT’lar ve beni “öpemeden”* tükenenler. ZAPTA GEÇTİNİZ !

*Beni öpmek isteyen kim ? Erkek değil, bayan ve benden küçük… Tanıyorsunuz; okuyun göreyeceksiniz !

Değerli Dostlar

Kasabamızın geçmişten günümüze kadar koruduğu kültürel ve toplumsal değerlerden en önemlisi olan Surp Sarkis Kilisesi restorasyonu projesi çalışmalarıyla ilgili sanal alemde (Facebook- “Bize Her Yer Çepni” Sayfası) yapılan paylaşımları, tartışmaları tarihe bir not düşme babından yayınlıyorum.
Okuyacaklarınız özel yazışmalar değil, bilakis toplumla paylaşılan, gizli olmayan şahısların kendi yazılarıdır.
Okurken aklınıza birçok soru gelecektir. Belki şaşıracaksınız. Belki de kızacak veya onaylayacaksınız.
Ayrıca, tartışmaların merkezinde olan şahsımın ve diğer değerli aydın arkadaşlarımızın iftira ve hakaretlere  cevap vermediğimizi de göreceksiniz.
Bunun sebebi, tartışmaların; bir KÜLTÜR beldesi olan kasabamızın tarihsel, kültürel ve sosyal dokusuyla örtüşmeyen, gerçeklikten, bilimsellikten ve tartışma kültüründen – adabından tamamen uzak; insanları rencide edecek seviyede, seviyesiz olmasıdır.
2014’de başlayan bu yazışma ve tartışmaları yayınlamaktan amacım, aramızda dolaşan Don Kişotları toplum önünde teşhir etmek ve gerçek yurtseverleri – Çepni severleri tekrardan anarak, anımsamaktır.
Öyle bir zaman gelir ki bütün günahların – sevapların gölgen gibi önüne düşer; ondan kurtulamazsın !

Emsalettin Temel

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

II. KASABAMIZ ÇEPNİ

Emsalettin Temel

II. Bölüm

İçindekiler:
Çepni Kasabasının Tarihi
– M.Ö. 2000, Hititlerin (Etiler) İlk Yerleşim Yerler
– Kapedokya Krallığı Dönemi ( MÖ. 332 – 1082)
– Tıhrazın Dere Mevkii
– Yeni Dönem, 1071
– Göçebe Dünyası
Günümüzde Çepni Kasabası
– İlk Yerleşikler
– Çepniler’in Kasabaya Yerleşim Süreci ve Eski Yerleşim Yerleri
İdari Yapısı
– Muhtarlık – Muhtarlar
– Belediye Başkanları
Nüfus
Kasabada Eğitim
Kasabada Güzel Sanatlar ve Edebiyat
Kasabanın Ekonomik Konumu
– Yaylalar – Hayvancılık
– Çepni Gücü Yem Sanayi
– Süt – Peynir İşletmesi
– Aie Girişimciliği – Değirmencilik
– Hamamlar
Kasabada Sosyal Yaşam
Kasabanın Aile Yapısı
– Kasabada Düğün
– Giyim Tarzı
– Kasabada Yerleşik Sülaleler
Çepni’den Göçler
– Yurt İçi Göçler
– Yurt Dışı Göçler
İnanç Dünyası
– Kasabada Sunnilik
– Kasabada Alevilik
– Camii
– Kilise
Kasabada Mimari Yapı
Dünden Bugüne İnsan Manzaraları
Deyimlerimiz, Lakaplar, Şivemiz…

Çepni Kasabasının  Tarihi ve Coğrafi Konumu

Çepni’nin Türkiye coğrafyasındaki yeri

Çepni’nin genel yerleşim görünümü.

Çepni Kasabasının Tarihi

Çalışmamızın bu bölümünde, bütünün bir parçası olarak Sivas / Çepni Kasabasının tarihini; elimizdeki bilgi ve bulgularla incelemeye çalışacağız .

Anadolu’da  Çepniler üzerinda yapılan tarihi araştırmalar, çalışmalar; Karadeniz Bölgesinde ve Balıkesir yöresinde – Ege Bölgesi-  yaşayan Çepnileri kapsamaktadır.

Her ne kadar Anadolu Çepnileri mezhepsel farklılıklar göstersede, gelenek – görenek ve dil – lehçe benzerliklerini, ortak kültür değerlerini korumuşlardır.

Kasabamız Çepni’de bu benzerliklerin yanısıra daha değişik, kendine has  özeliklerinde olması kendisini birazda olsa farklı kılmaktadır. Bunun sebebide kendilerine yeni bir yurt tutmaları değil, yerleşik düzene geçmiş başka kültürün ve değerlerin yaşandığı bir beldeyle integre olup,  yüzyıllardır birlikte yaşamış olmalarıdır.

Biz burada bu farklılıklarla beraber kasabamız Çepni hakkında kısa bir bilgilendirme yapacağız.

Aşağıda da görüleceği gibi Çepniler Oğuzların 24 Boyundan biridir.


”Çepniler’in adı, diğer Oğuz boylarınki gibi, ilk defa olarak büyük Türk bilgini Kaşgarlı Mahmud’un 11. yüzyılda yazdığı Divânu Lügati’t-Türk  ( Türk Lehçeleri Sözlüğü) adlı eserinde geçmektedir. Büyük alimimiz Kaşgarlı adı geçen eserinde Çepni boyunu 21. sırada zikretmiş ve damgasının şeklinide vermiştir.” (Prof. Dr. Faruk Sümer, Çepniler.)
”Çepn’nin manasına gelince, Kaşgarlı Oğuz boylarının taşıdıkları isimlerin manaları hakkında bilgi vermiyor, Reşideddin’e göre ise Çepni, ”nerede yağı (düşman) görürse hemen savaşır” demekdir. ( a.g.e. Syf.8)

(Tahrir defteri, Osmanlı Devletinde vergi işleriyle uğraşanların, toprak sahiplerinin kaydedildiği ‘’ 1312 yılında Endülüslü alim Ebu Hayyan tarafından Türkçe hakkında Kahire’de yazılmış ” Kitabul-idrak li-lisanil-Etrak” adlı eserde Çepniler’in adı geçiyor. Ebu Hayyan Çepniler’i bir Türk boyu olarak tanıtıyor. Bu kayıt Çepniler’in önemli bir başarı elde ederek adlarını Mısır’a kadar duyurmuş olduklarını gösterir. ”

”Tahrir defterlerinde Çepniler’e ait 43 yer adı görebildik. Bunlara göre Çepniler 24 boy arasında dokuzuncu sırada yer almaktadır” (a.g.e.)

(Tahrir defteri, Osmanlı Devletinde vergi işleriyle uğraşanların, toprak sahiplerinin kaydedildiği bir defterdir. Fatih Sultan Mehmet’ten itibaren uygulanmıştır. Fethedilen bölgenin ve bölgede yaşayanlar da bu deftere kaydedilir. Ayrıca nüfus sayımında tahrir defterleri çok önemlidir. )E.T.

Çepni’nin genel görünüşü

Kasabamız Çepnilerinin tarihi üzerinde günümüze kadar genel anlamda birkaç araştırma yapılmıştır. Bu araştırmalar genel olarak Orta Asya’dan Anadolu’ya uzanan Çepni Boyu’nun tarihsel serüveninin bir parçası olarak görülmüştür. Fakat, kasabanın demografik yapısı (etniksel ve dinsel açıdan ) göz önünde tutulursa, kasabamız Çepnilerinin diğerlerinden ayrı bir sosyalleşme süreci geçirdiğini görebiliriz.
Göçler sürecinde bizim Çepnilerin hangi ana göç kolundan ayrılıp, hangi sosyal, kültürel, etniksel karışımlardan geçerek buraya geldiğini ve yerleştiğini kesin olarak bilemiyoruz.
Dolayısıyla, burada bizim yapacağımız genel bir tesbit olacaktır.
Elimizde var olan kısıtlı kanıtlarla, daha ağırlıklı olan sözel aktarımlara (rivayetler) bakarak, genel bir tesbit yapma denemeside diyebiliriz buna.
Bizler veya dedelerimiz diyelim, bu topraklara çok uzaklardan, farklı bölgelerden ve kültürlerden geldiler.
Onlar gelmeden önce buralarda yerleşik hayat sürdüren topluluklar vardı.
Yani günümüzde Çepni, sosyal yapısıyla Anadolu’nun genel karekterisik özelliğini yansıtır.
Yerleşim olarak; insanlık tarihinin en büyük nüfus ve kültür değişimlerinin, karışımlarının merkezi olmak özelliğini taşıyan Anadolu coğrafyasının tam ortasındayız.
Doğudan batıya, batıdan doğuya her kavmin, halkların geçtiği; bir kısmının konaklayıp kendine has yaşam tarzı, kültür ve medeniyet geliştirdiği toprakların tam ortasındayız.
Bunun için Anadolu’nun genel karekteristik yapısını Çepni’de görmekteyiz.
Bugün her bastığımız yerde, görebilsek; sayısız ayak izleri, duyabilsek; sevinçler, üzüntüler, kahkahalar, ağıtlar… böyle bir toprak, böyle bir yurt burası.
Yalnız kasabamız Çepni’nin değil, bugün  Anadolu’nun değişik bölgelerinde yerleşik hayata geçmiş konar – göçerlerin geçmişini gerçeğe en yakın şekilde ortaya koyabilmemiz için bu topraklar üzerinde yaşamış olan halkların, sosyal yapılarından, konaklama sürelerine kadar birçok unsuru beraber değerlendirmemiz gerekir. Avrupa ve Asya Tarihine baktığımız zaman en çok sosyal değişimin ve etkileşimin olduğu coğrafi bölgenin Anadolu olduğu görülür. Bu özelliği iki dünyayı birbirine bağlayan köprü olmasındandır. Bu sebeplerden dolayı şunu diyebiliriz. Hiçbir zaman, Anadolu’da yaşayan sosyal guruplar, devletler kendi tarihsel ve öz kültürlerini koruyamamış, yaşatamamıştı. Bir önceki yaşanmış bu değer ve kültürlerle entegre olarak kültürel sentezleme diyebileceğimiz eskininde izlerini taşıyan yeni bir kültür oluşturmuştur. Günümüz Türkiye’si de böyle değil midir? Anadolu kültürü dediğimiz, orta Asya’da yaşanan kültür değil; yüz yıllardır bu topraklarda yaşamış kültürlerin sentezidir.
Genel olarak Anadolu tarihi üzerinde yapılacak sosyal tarih araştırmalarında kesin hüküm ve yargıya varmak mümkün olmadığı için, Türklerin Anadolu’daki yerleşme süreçleri, yerleşme yerleri, kültürel ve sosyal değişimleri ile teşkilat yapıları gibi Türk tarihi için temel konuların, yeni bulgular ışığında tekrar ortaya konma ihtiyacı bulunmaktadır (1)
Bu çerçevede günümüzde, Çepni Kasabasının kültürel ve inanç yapısını değerlendirdiğimiz zaman karşılaşacağımız manzarada aynısıdır.
Çepni Kasabasının günümüz  kültürü; gelenek ve görenekleri, deyişleri, yaşam tarzı da bir sentezdir. Bütün bu birikimleri, farklılıkları yüzyıllara dayanan bir entegre sonunda sentezlemiş ve kendi yaşam tarzını oluşturmuştur. Yani farklılıkları dışlamamış, içselleştirebilmiştir. Çevre yerleşim yerlerinden farklı olmasının nedeni de budur.

      1. M.Ö. 2000, Hititlerin (Etiler) İlk Yerleşim Yerleri

M.Ö. 2000 yıllarda Hititlerin Kızılırmak iç havzasına yerleştiklerini görürüz.
Hititler Anadolu’ya Kafkasya üzerinden gelmiş ve büyük bir kültür oluşturmuşlardır.
Anadolu’nun en önemli yerleşik devletlerinden biride Hitit devletidir. Başkenti günümüzdeki Boğazköy, o zamanki adı ile Hattuşaş.
Hitit uygarlığının beldemizde de ayak izleri olduğu varsayımı ile kısa olarak üzerinde durmak istiyoruz.
Hititler Anadolu’da yaklaşık 1300 yıl hüküm sürmüştür. Bunun elbette sosyal ve siyasal sebepleri vardır. Kitaplarda bizlere demokrasinin anavatanı eski Yunan site devletleri, özelliklede Atina Uygarlığı (M.Ö.500) olarak öğretildi. Oysa ki, Atina’dan 1500 yıl önce Anadolu’da Hitit Devleti demokrasinin temellerini atmıştır. ‘’Pankuş’’ dedikleri halk meclislerini kurmuşlar. Kralların seçimlerinden alda; ne yapabilecekleri veya yapamayacakları yani yetkileri bu meclislerde belirlenmiş. Kendi yazı stillerini geliştirmişler. Medeni kanunlar tarihinde evliliklerde ilk nikah bu dönemde yapılmaya başlanmıştır.  En önemlisi ise; köleler mülkiyet sahibi olabilmekteydiler. İsterlerse bedellerini ödeyerek özgür breyde olabiliyordu. Özgür brey olarak istedikleri kadınla evlenebilirlerdi. Yine ilk miras – veraset yasasıda Hititler’de uygulanmaya başladı.  Devlete ve krala karşı isyanın cezası ölümdü ama cezalar günümüzde olduğu gibi paraya -fidyeye çevrilebiliyordu.
Sonuç olarak bugün demokratik haklar, demokrasinin kuralları dediğimiz birçok uygulamanın anavatanı Yunanistan ve eski Yunan Siteleri değil; Anadolu ve Hitit Devleti’dir. Bu yanlışların, en azından kendi tarihi kitaplarımızda düzeltilmesi ve çocuklarımıza doğru bilgilerin öğretilmesi gerekir.
Anadolu’da yapılan arkeolojik kazılar ve araştırmalar genişletildikçe tarih yeniden yazılıyor. Son yılların en önemli kazılarının yapıldığı Göbeklitepe’de bulunanlar bölgede M.Ö. 8- 10 bin yıl önceleri yerleşik hayatta yaşamın olduğunu gösterdi. Anadolu’nun coğrafi ve stratejik konumu yalnız günümüzün siyasi ve askeri tarihinin ilgisini çekmemiş bin yıllar önceside bu konumun önemini bilen toplumlar olmuştur. Bu toplumların kaderlerini belirleyen en önemli unsur, kendilerine has değerlerden öte; Anadolu’nun Asya ve Avrupa kıtaları, kültür ve medeniyetleri arasındaki jeopolitik konumudur.
Doğudan batıya, yalnızca toprak üstü kalıntılara baksak bile; Anadolu’da halkların geçici değil bilakis kalıcı bir yaşam sürdürdükleri görülür. Halklar bu topraklarda yaşamış, toprağın bir parçası olmuş ve kendi sosyal, dini, mimari kültürünü kurmuş, geliştirmiştir. İşte Anadolu medeniyeti dediğimiz de; bütün bu değerlrin toplamıdır. Hasankeyf’te; genel olarak Mezepotamya’da, Ege’de, Kapadokya’da nasıl yaşanmışsa bizim Çepni’de de öyle yaşanmıştır. Her biri bütünün birer parçasıdır.

Hitit Devleti haritası

Kasabamızla Hititlerin ilişkisine gelince, bugün kayalıklardaki eski yerleşim bölgelerinin ilk konukları veya yerleşikleri Hititler dönemi halkları diyebiliriz.
Özellikle Kınalı Kapı çevresi ve arka, batı cephesi incelendiğinde oymaların ve kaya dış cephelerinin, geniş yüzeyli ve çırpma şeklinde olduğu görülür. Bu da buraların saldırılara karşı bir savunma mevzi veya sığınma mekânı olarak kullanılmasının yanısıra, gerçek anlamda bir yerleşim alanı olduğunu da gösterir.
Yukarda ifade ettiğimiz gibi çevremizle ilgili tarihi geçmişi, günümüzdeki arkeolojik kalıntılarla olası bir varsayım çerçevesinde ortaya koyabiliyoruz.
Günümüze kadar gelmiş bu kalıntıları, tarihi derinliklerde olan kültürleri, uygarlıkları, yaşam şartlarını, savaşlar ve elimizde ulaşabildiğimiz yazılı kaynakları tarayarak karşılaştırmalı analiz çerçevesinde ‘’böyle olabilir ‘‘ diyoruz.
Elimizde ne yazık ki, kesin, doğruluğundan şüphe duyamayacağımız yazılı, maddi bir delil yok. Bunun için okuyucularımızın bunu bilmesi gerekir.
Zaman olur çevremizde, Göbeklitepe gibi bir arkeolojik mucize bulunursa; bilgilerimizi, ezberlerimizi yeni baştan değerlendiririz.
Elbette bu çabayı, genelden çok kendi bilim adamlarımız gösterecektir.
Üzlerek belirtelim ki, bugüne kadar beldemizde ciddi bir arkeolojik çalışma yapılmamıştır. Gelecekte bu çalışmaların yapılacağı inancını taşıyoruz.

Kınalı kapı

Kınalı kapı

Kayalara oyulmuş ”su sarnıçları”

Bu sarnıçlar üst düzlüğe kayalar oyularak yapılmıştır. Burada yaşayan yerleşikler, su ihtiyaçlarını kayaları oyarak yaptıkları sarnıçlarda biriken sulardan karşılamışlardır. İlk yerleşim bölgesi olarak buranın seçilmiş olması tesadüf değildir. Buradan Kızılırmak deltası sağlı ve sollu olarak gözlenebilmektedir. Geniş bir alanın gözlenebilmesinden dolayı burası; olası saldırılara karşı gözlem ve savunma kalesi olarakta değerlendirilmiş olabilir.