ÇEPNİ KASABASI TARİHİ ÜZERİNE ÇALİŞMA

Emsalettin Temel

I. Bölüm

ÇEPNİLER

 

İçindekiler

  • Önsöz
  • Çepni Boyu
  • Çepnilerin İnanç Yapıları
  • Anadolu Dışında Gelenek ve Görenek Açısından Çepniler
  • Çepnilerin Bölgesel İnanç Yapıları
  • Ege Bölgesi Çepnileri. Balıkesir Yöresi Çepniler – Köse Süleyman Ocağı
  • Karadeniz Bölgesi Çepnileri. Güvenç Abdal Ocağı
  • Halep Çepnileri
  • Rakka Çepnileri
  • Çepnilerin Anadolu’daki Yerleşim Bölgeleri
  • Faydalanılan Kaynaklar

ÖNSÖZ

‘’ Nerde yağı (düşman) görürse hemen savaşır ‘’. Reşideddin Fazlullah

‘’Çepniler Anadolu’nun bir Türk Yurdu olmasında en büyük rolü oynayan boylardan biridir’’. Prof. Dr Faruk Sümer.

“Çepniler, Giresun’dan Batum’a kadar uzanan Doğu Karadeniz bölgesinde de Türklüğü hâkim kılan bir boydur”. Prof. Dr Faruk Sümer.

“Nüfusu az Çepni köylerinde bile birer okul olduğu gibi, büyük köylerde de ilk okuldan başka orta okul da vardır. Bu okullara kız çocuklarınn da erkek çocuklarının yanında istekle devam ettiklerini görmek bizleri gerçekden son derece sevindirmiştir”.                Prof. Dr Faruk Sümer.

‘’Anadolu’da kimliklerini en iyi şekilde muhafaza eden Türk boyu Çepni boyudur’’.  Prof. Dr. Ali Çelik

Çepni Kasabamız üzerine elimizdeki bilgileri yazıya dökelim diye yola çıkarken genel olarak Çepnileri araştırmadan ve anlatmadan bunun eksik kalacağını gördük. Bunun için araştırmamızı iki bölüm halinde sunuyoruz. Birinci bölümde Çepnilerin tarihi serüvenlerini, ikinci bölümde ise kasabamız Çepni’nin tanıtımını yapacağız. Bu araştırmamızda bir çok araştırmacı yazar ve akademisyenden faydalandık. Özellikle   sayın Prof. Dr Faruk Sümer, sayın Prof. Dr. Ali Çelik gibi akedemisyenlerin Çepniler üzerine yaptıkları araştırmaların bizlere ışık tuttğunu belirtmeliyiz.

Çepnileri bu kadar önemli kılan nedir?

Anadolu – Türk Tarihinde bu kadar önemli bir rol oynamışlarsa, mutlaka kendilerine has; diğerlerinden farklı kültürleri, gelenek ve inanç değerleri, örgütlenme biçimleri var demektir.

Sonuçta, Çepnilerde oğuz Boylarından biridir. Başka bir ifade ile bir Türkmen Boyudur.

  1. a) Kâşgarlı’ya (XI. yüzyıl), b) Reşîdüddin’e (XIII. yüzyıl), c) Yazıcıoğlu’na (XV. yüzyıl) göre Çepni boyu damgası

Çepnilerin yerleşim yerleri.

 

ÇEPNİ BOYU

Çepnilerden söz eden bütün kaynaklar, onların Oğuz Türklerinin bir boyu olduğunda görüş birliği içindedirler. Çepnilerden söz eden en eski yazılı kaynak Kaşgarlı Mahmud tarafından 1072-1076 yılları arasında yazılan Divanü Lûgati’t Türk’tür. Türk dili, tarihi ve kültürü yönünden çok zengin bir hazine olan bu eserde Kaşgarlı Mahmud, Oğuz boyları hakkında da bilgi verirken, Oğuzların yirmi iki bölük olduğunu, her bölüğün ayrı bir belgesi ve hayvanlarına vurulan bir alâmeti olduğunu belirttikten sonra birinci boy olan Kınık’tan başlayarak tek tek bütün bölükleri tanıtır. Çepni boyu, Kaşgarlı’nın yirmi iki bölüğe ayırdığı Oğuzların yirmi birincisidir.

Çepni adının geçtiği ikinci yazılı kaynak ondördüncü yüzyıla aittir. Reşidüddin Fazlullah’ın 1310 tarihinde yazdığı Câmi’üt Tevârih’in ikinci cildinde Târih-i Oğuzân ve Türkân (Oguzların ve Türklerin Tarihi) adıyla Oğuz Destanı nakledilir. Bu destanda, Oğuz’un daha yaşarken Boz Oklar ve Üç Oklar diye ikiye ayırdığı altı oğlundan yirmi dört torununun olduğu, Oğuz’un vefatından sonra onun yerine Kün Han geçtiği, Oğuz’un çok değer verdiği bilge bir kişi olan Irkıl Hoca’nın, devletin devamlılığının sağlanması, ileride herhangi bir kargaşaya meydan verilmemesi için bu yirmi dört oğula birer lâkap ve birer ongun ve hayvanlarına vurmaları için de birer tamga tespit edilmesinin gerekli olduğunu Kün Han’a söylediği, onun da bu fikri kabul ederek bu işi yapmak üzere lrkıl Hoca’yı görevlendirdiği, Irkıl Hoca’nın da yirmi dört evladın her birine birer lâkap, birer tamga ve birer ongun tespit ettiği anlatılır.

Bu kaynağa göre Çepni, Üç Oklar’ın en büyüğü olan Kök Han’ın dördüncü oğludur. İlk kez bu eserde Çepni’nin manası üzerinde durulmuş ve Çepni, “Nerede düşman görse durmayıp savaşan” (Kandaki yağı göre, derhal savaşır ve çapar. Bahadır) şeklinde tanıtılmıştır.

Bu kaynağa göre Çepni, Üç Oklar’ın en büyüğü olan Kök Han’ın dördüncü oğludur. İlk kez bu eserde Çepni’nin manası üzerinde durulmuş ve Çepni, “Nerede düşman görse durmayıp savaşan” (Kandaki yağı göre, derhal savaşır ve çapar. Bahadır) şeklinde tanıtılmıştır. Ongununun “Sunkur: Umay”, Ülüşünün (şölenlerdeki et payı), Sol karı yağrın, sol yanbaş olduğu belirtilmiş ve damgası verilmiştir.

Selçukname’de Oğuz Damgaları ve Boylar Hakkında Bilgiler (Yazıcıoğlu Ali, Tevarih-i Al-i Selçuk, Topkapı Sarayı, Revan, nu: 1390)

XIV. yüzyılda Çepni adı, Ebû Hayyân’ın, Kitabul-İdrâk li-Lisanil Etrâk adlı eserinde “Çepni-kabîletün minet-Türk” şeklinde geçer. Eserde, Türk boylarından sadece Kınıklarla Çepnilerden söz edilmektedir. Bu bilgi XIV. yüzyılda Çepnilerin sadece Anadolu’da değil, Mısır’da bile tanındığını göstermesi bakımından çok önemlidir.

Çeşitli Kaynaklara Göre Çepni Boyunun Sıralaması
Kaşgarlı Mübarek Şah Reşidüddin Yazıcıoğlu Salar Baba Ebukgazi
1068 – 1072 1206 1300 – 1310 15.yy 1555 – 1556 1660 – 1661
21 16 16 23

16

XV. yüzyılda Yazıcıoğlu Ali, Reşüdüddin’den bazı değişiklikler yaparak Türkçe’ye çevirdiği ve “Tarih-i Âl-i Selçuk” adlı eserinin baş tarafına aldığı Oğuznâme’de Çepniler hakkında bilgi verir. Bu eserde Çepni’nin damgası diğerlerinden farklıdır.

Tarihlere “tarihi yapan ve yazan han” olarak geçen Ebülgazi Bahadır Han’ın 1660’ta tamamladığı Şecere-i Terakime de tıpkı bundan önce sözünü ettiğimiz Reşideddin’in Farsça Oğuznamesi gibi Oğuz Kağan Destanı’nın bir başka şekli, yani Türkmen rivayetidir. Ebülgazi Bahadır Han, bu eseri yazarken hem Reşideddin’den faydalanmış hem de canlı Türkmen rivayetlerini toplamıştır. Bu yönüyle müstesna bir yere sahip olan eser Oğuzname’nin Türkmen rivayeti, bir başka deyişle Çağataycasıdır.

Eserin “Oğuz Han’ın Torunlarının Adlarının Manası ve Damgalan ve Kuşlarının Zikri” adlı bölümünde Oğuz’un yirmi dört torununun adları, adlarının anlamları, damgaları ve kuşları belirtilmiştir. Bu kaynakta Çepni, Oğuz’un on altıncı torunu olarak gösterilmiş, Çepni’nin anlamının “cesur”, kuşunun “devlet kuşu” (hümay) olduğu belirtildikten sonra, damgasının şekli verilmiştir.

On yedinci yüzyılda Kâtip Çelebi, Cihannûma adlı coğrafya kitabında Çepnilerden söz ederken dillerinin Türkçe-Farsça karışık bir şey olduğunu söyler.

Çepni kilimlerinde çok kullanılan motiflerden biri.

Gyula Nemeth “Çepni” adının Kırgızca çep (kalkan) ve Türkçe çeper (duvar, çit, parmaklık) kelimeleriyle ilgili olduğunu ileri sürmüştür. Ona göre Çepni adı kök bakımından “koruyucu (birlik) “ ve özellikle “sınır koruyucu (birlik) “ anlamına gelmektedir. Çepni adındaki -ni eki Beçenek-Beçene-beçe adlarında gördüğümüz -ne, -na, -ne, -ni, -nu, -nü ekiyle birleştirilebilir. Aynı eke Çağatayca tuzni (buzağı) kelimesinde de rastlanmaktadır.

Kafesoğlu da “Eski Türk boylarının adları boyun siyasi ve sosyal hususiyetlerini meydana koymaktadır” dedikten sonra Çepni’yi, askeri teşkilat ve unvanlarla ilgili olan Çor, Yula, Kapan, Külbey, Yabuka, Yeney, Taryan, İğdir, Buka, Tarduş vb. isimlerle birlikte bu gruba dahil etmekte ve Çepni adının askeri ve siyasi özellik taşıdığını belirtmektedir.

Geybullaev de Azerbaycan’ın Şamaha bölgesinde Çepni kelimesiyle bağlantılı 17 yer adı bulunduğu bildiriyor. Bunlardan Çepli, Cabani, Çapni şeklinde olanlar Zangezur ve Kuba bölgelerindedir. Kazak şehrinin Daşsalahlı Bölgesinde Çepli adlı bir yer bulunmaktadır.

Soltanşah Ataniyazov, Şecere adlı eserinde Kaşgarlı, Reşidededin, Yazıcıoğlu ve Ebülgazi’den, bizim de yukarıya aldığımız bilgileri aktardıktan ve bunlara Salar Baba’nın görüşlerini ekledikten sonra Çepni kelimesinin etimolojisi üzerinde durur ve bu bilim adamlarının güzel fikirlerini inkâr etmediğini, ama, Çepni adının eski Türk sözü olan ve “küçük grup”, “sürü” anlamındaki “çep”, “çöp” sözünden türediğini de bilmemiz gerektiğini söyler. Daha sonra Çepnilerin tarihi hakkında kısaca bilgi vererek, Selçuklular döneminde (Xl. yy.) bunların büyük bir bölümünün İran’a, Türkiye’ye, Kafkasya’ya ve Irak’a geçtiklerini Türkmenistan’da Alili, Ata Göklen, Hatap ve Hıdırili boylarıyla Çepbe, Çovdur ve Ersarıların Çepek, Burkazların Çepbece diyen aşiretlerinin kadim Çepnilerle aynı kökten gelmelerinin mümkün olduğunu belirtir. (Çepnilerin Anadolu’nun Türkleştirilmesindeki Yeri ve Önemi / Doç. Dr. Ali Çelik)

Çepnilerin Anadolu’ya geçişleri elbette Selçukluların öncülüğünde olmuştur. 2. Selçuklu Sultanı Alparslan (1063 – 1072), 1064’te Ağrı Dağı çevresi ile Kars ilini fethettikten sonra 2. Batı seferinde Tiflis’i Arap Caferoğulları Emirliğinden aldı. 1068 yılında da Ahıska, Ardahan ve Ardanuç çevresini aldı. 3. Batı seferinde ise 1071 Malazgirt Zaferiyle beraber bütün Doğu Anadolu’yu ve bu arada Erzurum – Gümüşhane – Erzincan bölgelerini fethetmişti. Sultan Melikşah (1072 – 1092) çağında Selçuklular, Danışmendi Emir Ahmed başbuğulundaki ordusu ile Bizans’ın müttefiki sayılan Abhaz – Gürcüstan Kralı 2. Giorgi’nin kalabalık ordusunu 24 Haziran 1080 günü yenerek büyük bir zafer kazandı. Bu sebeple bütün Çoruh boylaı ile birlikte, Acara – Rize – Trabzon bölgeleri de fethedilip Karadeniz kıyıları ele geçirildi. Gürcüstan kaynaklarına göre bu zafer üzerine, Türkistan’dan göçüp gelen Ebu Yakup ve İsa Böri başkanlığındaki kalabalık Türkmenler develeri, at yılkıları ve koyun sürüleriyle birlikte bu yeni fethedilen bölgelere gelip yerleştiler. Bu sırada 80 bin obalı Türkmen Çepnilerin de Trabzon bölgesi ve çevresine gelip yerleştiği anlaşılıyor. (Doğu Karadeniz Bölgesi’nde Türk Yerleşiminin Tarihi. Prof.Dr. Fahrettin Kırzıoğlu)

Bölgedeki kalabalık Çepniler Trabzon devletine vergi vermeyip, savaşta Selçuklu ordusuna asker vermekle yükümlü idiler. Çepni boyu Pontus imparatorluğu döneminde Sinop ve Çevresine yerleşmiş burada güçlü bir beylik kurmuşlardı. Hatta Pontus İmparatorluğu 1277 yılında Sinop’a doğru ilerlediğinde Çepni boyu tarafından durdurulmuş ve mağlup edilerek ilerlemesi engellenmişti.

Çepnilerin Karadeniz bölgesindeki yerleşimine tekrar Faruk Sümer’in değerlendirmesiyle bakarsak;’’ “Çepniler, Giresun’dan Batum’a kadar uzanan Doğu Karadeniz Bölgesi’nde yurt tutarak bu bölgede Türklüğü hâkim kılmışlardır…1486 (Hicri 891) tarihli bize kadar gelmiş en eski defterdeki Çepnilere ait bölümün yayımlanması ile bu büyük Oğuz  boyunun Doğu Karadeniz Bölgesi’nin Türklüğünde ne kadar önemli bir mevkiye sahip olduğu, çok daha iyi anlaşılmış bulunacaktır; ancak bazı önemli açıklamalar yapmak gerekiyor:

  1. Trabzon Sancağı’nda Türkler yoğun bir şekilde sancağın batı kesiminde yani Eynesil-Kürtün, Dereli, Giresun-Tirebolu arasındaki geniş yörede yaşamaktadır.
  2. Bu Türkler, daha önce de söylendiği gibi, Osmanlılar gelmeden önce bu yurtlarında oturmakta idiler. Onlar 16. yüzyıldan itibaren bu yöreye gelip orayı yurt edinmişlerdi. Bu yurtları kuzeyde Karadeniz’e kadar ulaşmıştı. Çepniler, Kürtün’den hareket ederek Harşit Vadisi yolu ile Karadeniz’e erişmişler ve bu vadinin iki yanındaki güzel toprakları yurtedinmişlerdir.
    3. Sınırları çizilmiş olan bu yöredeki Türklerin ezici çokluğu Çepni boyuna mensuptur. Bazı yer adları yadigârları, bu Türk yerleşmesinde Çepnilerin yanında Yüreğir (Üreğir), Alayuntlu, Döğer ve Eymür boylarına mensup obalarında rol oynamış olduklarını açıkça gösteriyor. ( Faruk Sümer, CEPNİLER )
Ordu ve Giresun bölgesinde etkin olan Hacıemiroğlu Beyliği, İlhanlı Devleti parçalandıktan (1336) sonra kurulmuştur. Bu beyliğin adı Bayramoğlu Beyliği olarak da bilinir. Çepni soyundan gelen bu ailenin egemenlik kurduğu bölge, 1455 yılına ait Ordu ve yöresi tahrir defterinde “Vilayet-i Bayramlu me’a İskefsir ve Milas” olarak geçmektedir.

Sonuçta, Karadeniz Bölgesi’nin Türkleşmesinde Çepni boyu o kadar etkin görev alır ve önem taşır ki, Osmanlı belgelerinde Karadeniz Bölgesi’nin bir bölümü Vilayet-i Çepni olarak tanımlanır.
“Çepni İli’ne (Vilayet-i Çepni) gelince, bu il Giresun’un merkez kazası ile Keşap ve Dereli kazalarının topraklarını içine almaktadır. Çepni İli’nde 59 köyün varlığı tespit edilmiştir.” (Faruk Sümer)
Bu bilgiler ve kaynaklardan anlaşılıyor ki, Çepni boyu; 12. Yüzyıldan itibaren Anadolu’da ve Azerbaycan’dan Mısır’a kadar geniş bir coğrafyada varlıklarını göstermektedir. Özellikle Anadolu’da geniş bir coğrafi bölgeye yayılan Çepni boyu gittikleri yere, yerleştikleri bölgeye kültürel değerlerini de taşımışlardır. Çevre halk toplulukların etkisinde kalmamış, tersine bunlar çevreyi etkilemişlerdir. Çok az bir kısmının, özellikle Karadeniz bölgesinde çevre ile kaynaşma sonucu sosyal yapıları değişime uğramıştır.

Çatalzeytin Çepni Köyü – Kastamonu

SONUÇ

Bugün, geçmişten günümüze kalan tahrir defterlerinden, belge ve araştırmalardan vardığımız tartışmasız sonuç; Anadolu’ya, bu topraklara ilk adım atan Türk – Oğuz boyunun Çepnilerin olmasıdır.

Günümüzde Çepniler hakkında en geniş araştırmayı yapan Prof. Dr. Faruk Sümer, vardığı sonuçları ‘’ÇEPNİLER’’ adlı araştırmasında şöyle özetlemiştir.

1- Çepniler Oğuz Eli’ni meydana getiren 24 boydan biridir. Oğuz Eli de Türkiye, Azerbaycan, Irak, Türkmenistan ve Gagavuz Türklerinin atalarıdır.

2- Çepnilerin bütün obaları Anadolu’ya gelmiştir. Bu sebeple Hazar Ötesi Türkmenleri arasında Çepnilerin hiçbir obası yoktur.

3- Çepniler, görmüş olduğumuz gibi, 1277 yılında Sinop şehrini almak için donanma ile gelen Trabzon Rum İmparatorunu gemilerle karşılayıp savaşmışlar ve onu mağlup edip geri dönmeye mecbur bırakmışlardır. Sinop, o zamanlar çok tanınmış bir ticaret limanı idi; Selçuklu devletine mühim bir gelir sağlıyordu. Trabzon Rum İmpa­ratoru da bundan dolayı Sinop’u eline geçirmek istiyordu. Çepnilerin bu başarısı devlet merkezi Konya’da derin bir sevinç uyan­dırmıştı.

4- Bu başarıdan sonra Çepnilerin Samsun bölgesine doğru iler­leyip oradan Ordu bölgesini fethettiklerini ve burada Bayramlı bey­liğini kurduklarını düşünmekteyiz. Fakat bu husus ne olursa olsun yer adları yadigârları Çepnilerin Ordu bölgesinin fethinde mühimbir rol oynadıklarna şüphe bırakmıyor.

5- Çepnilerden kalabalık bir kol da Yukarı Kelkit vadisinde yaşı­yordu. Görmüş olduğumuz gibi, bu Çepniler, Trabzon Rum impara­torluğuna güneyden yapılan seferlere katıldılar. Bununla ilgili olarak 1380 yılarında onların kışlaklarının Yukarı Harşit vâdisin’e kadar gitmiş olduğunu kesin olarak biliyoruz. XV. yüzyılın birinci yarısında ise onların Eynesil-Kürtün-Dereli-Giresun arasındaki geniş bölgenin tamamen kendi tasarruflarında olduğu görülmüştür.

6- XVI. yüzyılda Anadolu’da Çepnilere ait 43’ yer adı tespit edilmiştir. Bu yer adlarına göre bu boy Kuzey Batı Anadolu (Kas­tamonu 6 köy. Bolu 5 köy) bölgesi ile Çorum ve Hüdavendigâr sancaklarında yoğun iskân faaliyetinde bulunmuştur. Çorum yöresindeki Çepni yer adlarından birinin nahiye adı olduğu görülmüştü. Bu husus, umumiyetle, Çepni adını taşıyan nahiye (yöre) de yaşayan halkın çoğunun ve daha muhtemel olarak hepsinin Çepni Boyundan geldiklerini ifade eder.

Çepniler, yine yer adları yadigârlarına göre başlıca Samsun ve Sivas sancakları ile Konya bölgesinde (Konya, Beyşehri, Akşehir ve Karaman) de oldukça kalabalık bir şekilde yerleşmişlerdir. Esasen son iki yörede XVI. yüzyılda henüz tam yerleşik hayata geçmemiş Çepni oymaklarının yaşadıkları görülmüştür.

Bu yer adları, Anadolu’nun bir Türk yurdu haline gelmesinde Çepnilerin pek önemli bir rol oynadıklarını açıkça ortaya koyar

7- XVI. yüzyılda Haleb Türkmenleri’nin Çepni oymağı, Yeni İl ve Boz Ulus arasındaki kolları ile Sivas, Konya yörelerinde yaşayan ve diğer bazı yerlerde de görülen Çepni oymakları ayrı, ayrı incelenmişti. Bu Çepniler de Trabzon- Kürtün ve Giresun arasındaki büyük Çepni topluluğu ile birlikte, iskân faaliyetlerinde bulunarak, uzun harpler ve fena idare yüzünden Anadolu da meydana gelmiş olan geniş nüfus boşluklarının doldurulmasında da yine pek önemli roller oynamışlardır.

Yeşilyurt Çepni Köyü. Çanakkale

ÇEPNİLERİN İNANÇ YAPILARI

Çepni boyunun dini- mezhep yapısı üzerine de birçok araştırma yapılmıştır. Bu araştırmaların çoğu tamamen birbirine zıt analizler ve değerlendirmeler içermektedir. Bu kadar farklı yorumların içerisinden doğrusunu seçmek ve işte bu Çepnilerin inanç yapısı demek çok zor. Her yazar, araştırmacı kendi mensubu bulunduğu dini veya mezhebi değerler açısından değerlendirme yapmıştır. Alevi-Şii mezhebindense Çepniler ağrılık olarak Alevi veya kızılbaş, tahtacı gibi kategoriler içerisinde ele almış, sünni olanları asimile olan Çepniler olarak görmüştür. Bir kısım araştırmacı, yazar sünni ise o da kendi değerleri açısından Çepnileri sünni mezhebine dahil etmiştir. Yani iki tarafta Çepnileri kendi inanç (mezhepsel olarak) tarafında görmektedir.

Her şeye rağmen, bu kadar çelişkilere rağmen; bizim mutlaka bir şekilde inanç yönüne de değinmemiz gerekmektedir. Burada yapacağımız analiz ve tespitler genelin bir değerlendirilmesi olacaktır.

Bugün Anadolu’da, saf dini yapı ve yaşayıştan öte, tamamen mezheplerin inisiyatifinde bir dini anlayış, yorum ve yaşayış hakimdir. Dinin kendi kaynağındaki değerler sistemi, ritüeller; yerini zamanın siyasi ve ekonomik konjektürüne bağlı olarak kişilerin, tarikatların yorumlarına, belirlemelerine bırakmıştır. Bu süreç öyle vahim sonuçlar doğurdu ki nerdeyse her gün yeni bir tarikatın adını duyar olduk.

Toplumsal çatışma boyutlarına varan; adına inanç yozlaşması da diyebileceğimiz dini -mezhebi yapılanmaların çelişkiler yumağı haline gelmesinin nedeni, kimlik bunalımıdır. Net olarak ifade etmek gerekirse, günümüzde kendini sünni ve alevi cephesinde gören tarikat ve cemaatlerin hepsinde bu kimlik bunalımı, problemi vardır.

Çepni İlköğretim Okulu, Kastomonu

Tarafların icraatlarında, basın-yayınlarında bu açıkça görülmektedir. Bazen bu kimliksizlik; karşı cemaatler arasında olduğu gibi aynı cemaatin içinde de çatışmalara sebep olmaktadır. Güncel olarak sonuçtan bakacak olursak, özelliklede mutaassıp kitlelerde ki yeni nesilde deizmin yayılması bir arayışın sonucu olduğu gibi, aynı zamanda cemaat – tarikat – mezhep savaşlarının doğal sonucudur.

Bu tartışmalardan ve çatışmalardan en çok zararı hangi cemaat yapılanması veya inanç topluluğu görmektedir?

Net olarak ifade edelim ki, bu tartışmalar ve yorumlardan en çok zarar gören Anadolu Bektaşi kimliğidir. Arkasında devletin her türlü mddi ve manevi desteğini alan Sünnilik ve yan besleme kolları değildir.

Sünni yapılanmanın bugünkü çelişkileri, çatışmaları Anadolu’nun kültürel dinamizmine fazla zarar vermez ama Türk Kültür tarihinin en öneli iki mürşidinin; Hoca Ahmet Yesevi ve Hacı Bektaş Veli’nin, siyasi çıkarlar için kullanılması, tartışma ve çatışma alanına çekilmesi Anadolu’nun insan merkezli kültürel değerlerine zarar verir.

Anadolu kültürünün temel dinamiklerini oluşturan değerlerin beslendiği bu ocak, toplumun atar damarı gibidir.

Hacı Bektaş Veli, Ahmed Yesevi’nin en nemli haleflerindendir. Dıvan-ı Hikmet ile Makalat arasında büyük benzerlik ve paralellikler mevcuttur.  Ahmed Yesevi’nin Türkistan’da yaptığı kutsal grevi, Hacı Bektaş Veli, Anadolu ve Balkanlar’a taşımıştır. Ahmed Yesevi ve Hacı Bektaş Veli, bilim ve hoşgörüyü temel alan evrensel düşünceleri ve kişinin alınteri ile geçinmesinin kutsallığını öne çıkaran yaşama biçimleri ile Türk kültürüne büyük hizmetler yapmışlardır (Dr. Seyfullah KORKMAZ. AHMED YESEV˛ VE HACI BEKTAŞ VELİ Aralarındaki Bağlar, Fikirleri, Tesirleri ve Türk İslam Edebiyatına Katkıları)

Sarılar Çepni Köyü, Gaziantep

Yani Hacı Bektaş Veli Anadolu’ya Hoca Ahmet Yesevi tarafından Rum ellerini müslümanlaştırmak için göndermştir. Anadolunun her ücra köşesinde açılan Bektaşi ocaklarında, dergahlarında ‘’Anadolu’nun Kültür Dinamizmi’’ dediğimiz Anadolu Bektaşiliği dalga dalga yayılmıştır. Bu dalga Balkanlara, Afrika’ya kadar uzanmıştır. Osmanlı saraylarında makam olmuştur. Yeniçeri ocağının ruhu olmuştur.

Şurası unutulmamalıdır ki, İslam bu coğrafyaya geldiğinde burada yaşayanlarında bir dini vardı. Orta Asya’da yaşayan halk Şamanizm, Budizm, Maniheizm dini mensuplarıydı. Ayrıca Hıristiyan ve Museviikte yaygındı.

Böyle bir coğrafyayı değiştiren; Horasan Erenlerinin tasavvuf terbiyesiyle yetişmiş ve Anadolu’ya can vermiş bu değerlerimizi, yukarda da ifade ettiğimiz gibi çıkar ve siyaset üzerine inşa edilmiş cemaatlerede, tarikatlarada ister sünnilik adına ister alevilik adına olsun araçlaştırmak toplumsal barışımız için oldukça tehlikeli ve   yozlaştırıcıdır.

Çepnilerin inanç dünyalarının daha iyi analizi için yukardaki değerlendirmeyi gerekli gördük.

Çepni Kasabası, Sivas

O zaman, bütün bunların Çepniler ile ilgisi nedir?

Vilâyetnâme’den anlaşıldığına göre Suluca Kara Üyük (şimdi Hacı Bektaş şehri) sakinleri Çepniler’den idiler. Yine aynı esere göre on­lardan Yunus Mukrî, bilgin, olgun bir zattı; Kur’ân’ı hıfzetmişti. O, Suluca Kara Üyük’ten ayrılıp civarındaki Mikâil adlı yerde oturmuş, sonra yukarı taraftaki Kayı’ya yerleşmiştik. Kayı, bilindiği üzere, Oğuzlar’ın en büyük ve en şerefli boyu sayılıp bazı eski kaynaklara göre, Osmanlı hânedanı bu boya mensuptur.

Fakat Suluca Kara Üyük’teki Çepnilerin Yunus Mukri müstesna dinî bilgileri çok zayıf idi. Öyleki aralarından biri ölmüş. Yunus Mukrî olmadığı için, onu üç gün gömınemişlerdi. En sonunda         Çepni ulularından Gevherveş’in ricası üzerine. Yunus Mukrî, Konya’ya gidip Sultan Alâeddin ‘den Suluca Kara Üyük’ün kendisine ait yurt olduğunu gösteren bir berat aldıktan sonra, dönüp oraya yerleş­mişti. Yunus Mukrî sonra hayata veda etti; dört oğlu vardı.

Bunlar­dan İdris’in, babası gibi, bilgin ve seçilmiş bir kişi olduğu söyleniyor. Onun eşinin adı Kudu Melek idi. Kutlu Melek, adı gibi, melek ruhlu olduğu için az somra Suluca Kara Üyüğe gelen Hacı Bektaş-ı Veli tarafından çok sevilmiş ve Hacı Bektaş’m manevî kızı olmuştur. Esasen Hacı Bektaş-ı Veli’ye daima derin bir saygı duyarak hizmet ettikten başka herkese karşı da sevgi ve şefkat duyguları ile yardımı da bulunduğundan kendisine Kadıncık ve Kadıncık Ana lakabı ve­rilmiştir.

İşte Bektaşi Çelebileri bu kadıncık Ana ile İdris Hoca’dan gelmişlerdir”. Böylece Bektaşî Çelebilerinin Çepni boyuna mensup oldukları ortaya çıkmış bulunuyor. (ÇEPNİLER, Prof. Dr. Faruk Sümer)

 

Gümüşhacı Çepni Köyü, Amasya

Aynı tesbiti Gülpınarlı’da da görmekteyiz.  “Çepni boyunun ulularından Yunus Mukri adlı birisi vardı. Bilgin, üstün, olgun ve hafızdı. Çepni boyundan ayrılıp Karaöyük’ün yakınında Mikail adlı bir yere gelip yerleşmişti. Bu zat, bir müddet sonra ordan da ayrılmış, yukarı tarafta Kayı denen yere gelmişti. Kayı ile Karaöyük’ün arası iki mil kadardı. Karaöyük’ü, Sultan Aliyyüddin’in Yunt bendesi mamur etmişti. Çepni boyunun ulularından Gevherveş de üç komşusuyla bu Yuntbende’yi Sulucakaraöyük’e getirmişti. Yunt-bende, orda öldü, oranın mezarlığına gömüldü. O vakit, o civarda bilgin olarak yalnız Yunus Mukri vardı. Hatta Gevherveş’in yakınlarından biri ölmüştü. Yunus Mukri de tesadüf bu ya, evinde yoktu, bir iş için bir yere gitmişti. Ölüyü üç gün gömmediler. Nihayet Yunus Mukri geldi de ölü gömüldü. Gevherveş, bunun üzerine Yunus Mukri’ye yalvardı, biz, siz olmadan bir iş yapamıyoruz, lutfet de burda bizimle otur dedi. Yunus Mukri, Gevherveş’in bu sözleri üzerine Konya’ya gitti, Sultan Aliyyüddin’e kendisini tanıttı, Sulucakaraöyük’ü yurt olarak vermesini istedi. Sultan Aliyyüddin, orasını Yunus Mukri’ye yurt olarak verdi. Yunus Mukri beratını alıp köye geldi, yerleşti, bir müddet sonra da öldü. Yunus Mukri’nin, İbrahim, Süleyman, Saru ve İdris adında dört oğlu kaldı. İdris, babası gibi bilgin ve üstün bir kişiydi. Saru da okumuştu, fakat ikisi, okuma yazma bilmezdi. İdris’in ahiret Hatunlarından bir karısı vardı. Adına Kutlu Melek derlerdi, aynı zamanda kendisini sayıp ağırlarlar, Kadıncık diye hitap ederlerdi. Yunus Mukri’nin ölümünden sonra oğulları, evleriyle barklarıyla Kayı’dan göçüp Sulucakaraöyük’e geldiler.” (Gölpınarlı, Abdülbaki; Vilayetname, s.26-27, İstanbul-1995)

 Yine Faruk Sümer’e göre, Anadolu’daki dinî hareketlerden ekserisinin de Çepni boyu ile yakın ilgisi vardır. Muhtemelen 1240’taki Baba İshak Ayaklanmasına katılan Türkmenler arasında onlar da vardı. Ona göre, İlhanlı hükümdarı Olcaytu’nun On İki İmam Şiîliği’ni kabul etmesinden sonra Anadolu’daki Ulu Yörük, Boz Ok, Yukarı Kelkit ve Canik’te yaşayan göçebe birçok topluluk, Halep Türkmenlerinden bazı oymaklar ile Sivas, Tokat, Amasya, Canik, Malatya, Dersim bölge ve yörelerindeki birçok köy bu mezhebi yani Şiîliği kabul etmişlerdir ve buralarda Şiîliği yayanlar da Barak Baba dervişleri ile diğer şeyh ve dervişlerdir. 11 Aşağıda haklarında detaylı bilgi verilecek olan bu Türkmen topluluklarının içinde Çepni oymakları da vardır.

Yine Faruk Sümer’e göre, Anadolu’daki dinî hareketlerden ekserisinin de Çepni boyu ile yakın ilgisi vardır. Muhtemelen 1240’taki Baba İshak Ayaklanmasına katılan Türkmenler arasında onlar da vardı. Ona göre, İlhanlı hükümdarı Olcaytu’nun On İki İmam Şiîliği’ni kabul etmesinden sonra Anadolu’daki Ulu Yörük, Boz Ok, Yukarı Kelkit ve Canik’te yaşayan göçebe birçok topluluk, Halep Türkmenlerinden bazı oymaklar ile Sivas, Tokat, Amasya, Canik, Malatya, Dersim bölge ve yörelerindeki birçok köy bu mezhebi yani Şiîliği kabul etmişlerdir ve buralarda Şiîliği yayanlar da Barak Baba dervişleri ile diğer şeyh ve dervişlerdir. 11 Aşağıda haklarında detaylı bilgi verilecek olan bu Türkmen topluluklarının içinde Çepni oymakları da vardır.

Çepniler üzerine akedemik çalışmalar yapan Doç. Dr. Ali Çelik’in ‘’ Çepnilerin Anadolu’nun Türkleştirilmesindeki Yeri ve Önemi’’ çalışmasına bakalım.

Safevî tarikatı, XIV. yüzyılda Azerbaycan’ın Erdebil şehrinde Safiyeddin İshak adlı bir şeyh tarafından Sünnî-Şafiî ilkelerine göre kurulmuştur. 1429’da tarikatın başına Şeyh İbrahim geçmiş ve onun döneminde tarikat sadece İran’da değil Irak ve Anadolu’da da tanınmaya ve yayılmaya başlamıştır. Şeyh İbrahim’in 1447’de ölmesi üzerine yerine kardeşi Şeyh Cafer geçmiş, babasının yerine tarikatın başına geçmek isteyen Şeyh Cüneyd amcasıyla ile yaptığı mücadeleyi kaybedince Anadolu’ya gitmiş, kendisine bağlı olanlarla önce Sivas’a gelmiş ve Padişah II. Murad’dan Kurt Beli’ni kendisine mülk olarak vermesini rica etmişse de bu isteği yerine getirilmemiştir.

Bunun üzerine Karaman ülkesine giden Cüneyd orada da barınamayınca İçil’deki Varsakların yanına gitmiş, oradan Çukurova’ya geçmiş, oradan da İskenderun yöresine gelip, Ersuz dağındaki harap bir kaleyi Bilal Oğlu denilen bir emirden alarak tamir etmiş ve buraya yerleşmiştir. Buradan adamlarını göndererek zaman zaman da kendisi giderek başta Halep Türkmenleri olmak üzere Dulkadırlı ve Üçoklu Oymaklarının hemen hemen tamamını kendisine mürid yapmıştır. Şeyh Cüneyd’in bu faaliyetlerini haber alan Memlük devletinin harekete geçmesi üzerine Şeyh Cüneyd burayı terk etmek zorunda kalmış, Canik yöresine giderek buranın hâkimi Mehmet Bey ile buluşmuştur.

Bundan sonra bütün müridlerini silahlarıyla birlikte yanına çağırmış ve Mehmet Bey ile birlikte Trabzon üzerine yürümüştür. Aya Fokas manastırına kadar gelen Trabzon İmparatoru IV. Yuanis’i burada bozguna uğratan Şeyh Cüneyd 1454’te Trabzon’u kuşatmış ancak askerleri surları aşamamıştır. Fatih tarafından da tehdit edilince üç gün sonra kuşatmayı kaldırarak Kelkit vadisine geri dönmüştür. Sıvas beylerbeyisi Hızır Bey’in üzerine geldiğini duyunca Ak Koyunlu hükümdarı Uzun Hasan Bey’in yanına gitmiştir. Uzun Hasan, önce Cüneyd’i tevkif ettirmişse de daha sonra Şeyh Cüneyd’in kendisine 20.000 askeriyle müttefik olma teklifi üzerine onu sadece serbest bırakmakla kalmamış, kız kardeşi Hatice Begüm’ü de onunla evlendirmiştir. İşte bu evlilikten Şah İsmail’in babası Şeyh Haydar dünyaya gelmiştir.

Şeyh Cüneyd’in 1460’ta Şirvanşah Halilullah’la yaptığı savaşta ölümü üzerine müridleri Oğlu Haydar büyüyüp dayısı Hasan Han sayesinde Safevi şeyhliği postuna oturunca onun etrafında toplandı ve Cüneyd’in vasiyetine uyarak ona biat ettiler. Şeyh Haydar babası gibi Anadolu’yu dolaşmadı ama Türkiye’den gelen kabiliyetli müridleri Erdebil’de yetiştirdikten sonra onları “Halife’ unvanı ile Anadolu’ya göndererek orada tarikatını yaydı ve mürid sayısını çoğalttı.

Kuşkaya Çepni Köyü, Balıkesir

Yeterince güç kazandığına inanan Şeyh Haydar Anodolu’dan gelen on bin müridiyle önce 1486’da Demirkapı ötesindeki Kafkas kavimlerine saldırdı ve zengin bir ganimetle geri döndü. İki yıl sonra da hem babasının intikamını almak ve hem de Şirvan’ı ele geçirip orada bir devlet kurmak için doğrudan Şirvan hükümdarının üzerine yürüdü. Onunla başa çıkamayacağını anlayan Şirvan hükümdarı Ak Koyunlu hükümdarı Yakup Bey’den yardım istedi. 1488’de Yakup Bey’le yaptığı savaşta Şeyh Haydar öldü.

Bu olaydan sonra da Safevî müridleri dağılmayıp Haydarın büyük oğlu Sultan Ali’nin etrafında toplandılar. Ak Koyunlularla yapılan ikinci savaşta Sultan Ali de öldü. Bütün aramalara rağmen küçük kardeşi İsmail bulunamadı. İsmail, müridler tarafından kaçırılarak götürüldüğü Gilan ülkesinde altı yıl kaldıktan sonra 1500’de Erzincan’a geldi ve Türkiye’nin her tarafına haber göndererek müridlerini yanına çağırdı. Erzincan’da başına topladığı Türkiyeli göçebe ve köylü müridlerle İran’a döndü ve Ak Koyunlular’ı yenerek Safevî Devletini kurdu. Böylece dedesi Şeyh Cüneyd’le başlattığı, babası Şeyh Haydar’ın sürdürdüğü ve her aşamasında Anadolu Türkmenleri ile Çepnilerin önemli rol oynadığı bu hareket o sırada henüz on beş yaşında olan Şah İsmail tarafından başarıyla tamamlanmış oldu.

Şah İsmail’in Safevi Devletini kurmasıyla Anadolu’daki Çepniler bir yönden baskılara maruz kalıp sürgünlerle karşı karşıya kalırken, diğer taraftan da bazı Çepni boyları İran’a göçe başlarlar. Ne yazık ki İran’a göç eden Çepnilerde Şah Abbas döneminde (1590-1628) göçe zorlanırlar. Zaman içerisinde bu Çepniler yerleşikler içerisinde erirler.

Çepnilerin Alevi – Şii ve Bektaşilik üçgenindeki konumu öz olarak bu boyuttadır. Çalışmamız genel olmadığından dolayı daha geniş, detaylı ele almak istemiyoruz; elbette araştırmacılar için çok değerli akademisyenlerimizin çalışmaları mevcuttur.

Kozpınar Çepni Köyü, Balıkesir

Peki Çepnilerin sünnilikle ilişkisi hangi boyuttadır?

Çepni köylüleri arasında Bekir, Ömer adını taşıyan şahıslara sadece XV. yüzyılda değil, XVI. yüzyılda da sık sık rastgelinir. Bu sebeple sözkonusu olan Çepniler kesin olarak sünnî olup asla Alevî, ŞİÎ veya kızılbaş adları ile vasıflandırılamazlar’. Çünkü, bir Alevî (şîî, kızılbaş) köyünde Bekir, Ömer ve Osman isimlerini taşıyan şahıslar asla görülmez. (ÇEPNİLER, Faruk Sümer)

Narlıdere Tahtacılar (Çepniler) şenliği.

Osmanlı sancak beylerinin de Çepnilerin Yakub Halîfe gibi ma­nevî şahsiyetlerinin yani velilerinin ailelerine vakıflar tahsis etmeleri bu gerçeği açıkça teyid eder yani doğrular. Bu sebeple XVI. yüzyılın ikinci yarısında yaşamış olan coğrafyacı Trabzonlu Mehmed Âşık’ın “Çepnilerin kızılbaş oldukları sözleri, İran şahını mabut gibi tanıdıkları şeklindeki ithamı incelediğimiz Çepniler için asin kabul edilemez ‘’ (Menazirul-evalim). Çünkü, söylediğimiz gibi hemen her Çepni köyünde Osman, Ömer adlarını taşıyan kimseler görülür.

Yakakent Çepni Köyü, Samsun

XVI. ve daha sonraki yüzyıllarda tabiî gerek Çepniler arasında gerek komşuları olan diğer Türkler arasında, Alevî inancını taşıyanlar bulunanabilir. Fakat Ömer, Osman, Bekir isimleri, onlardan pek çoğunun sünnî olduğuna hiç şüphe bırakmaz, çünkü bu isimler Alevilerce asla taşınmaz. Diğer taraftan az yukarıda belirtildiği üzere 5-10 haneli Çepni köylerinde camiler bulunuyor ve camilerin imam, hatip, müezzin, mıuhassıl gibi vazifelileri görülüyor, fakihlere ve müderrislere de sık sık rastgeliniyor. Kısaca onlar asla kara câhil bir topluluk değillerdir. Çünkü din adamlarından müteşekkil aydınları var. XV. yüzyılın ikinci yarısıile XVI. yüzyılın birinci yansında Trabzonlu coğrafyacı Aşık’ın dediği gibi Çepniler “bîdin” dinsiz insanlar değil, bilakis dindar bir topluluktur. Bir taraftan Safevî propagandası, diğer taraftan Osmanlılar’n Anadolunun her tarafında yaptıkları gibi, tımarlarını ellerinden alıp kendi kııllarına ve kuloğullarına (=yani devşirme zümresine mensııp olanlara) vermeleri yüzünden aralarnda Alevilik belki az daha yayılmış olabilir. ( ÇEPNİLER, Faruk Sümer. )

Gazientep’te Çeniler buluşması

Sonuç

Sonuç olarak, Çepnilerin inanç yapılarıyla ilgili şunu söyleyebiliriz. Çepniler boy olarak Anadolu’ya geçince hangi dini-mezhebi toplulukla birlikte yaşamışsa, karşılıklı inanç etkileşimine maruz kalmıştır. Karadeniz bölgesine yerleşenler o bölgenin hakim mezhebi konumunda olan Sünniliğin baskın etkisiyle sünnileşmiş, Şii mezhebinin etkin olduğu yerlerde şiileşmiş. Bektaşilikle iç içe girmesiyle de Alevi-Bektaşiliği benimsemiştir. Bu Çepniler de genellikle, Ege Bölgesi’nde ve İç Anadolu Bölgesi’ndedir. Bazı bölgelerimizde Alevi – Bektaşi Çepniler; Kızılbaş, tahtacı gibi isimlerle de anılırlar.

Anadolu Dışında Gelenek ve Görenekler Açısından Çepniler

Çepnilerin inanç yapılarıyla ilgili zaman ve mekâna bağlı olarak birbirinden farklı özelliklerin görülmesi tartışmalarıda beraberinde getirmektedir. Bir kısım aydınlar bölgesel değerlendirmelerde asimilasyondan bahsederken, bir kısmıda kendilerinin yerleştikleri yerdeki halk gruplarını asimile ettiklerini savunmaktadır. Kendi kasabamız Çepni ile ilgili yaptığımız konuşmalarda, bizlerin inanç olarak alevi Çepniler olduğumuz fakat zamanla asimile edildiğimiz yorumunu duymaktayız. Bu yorum, genelde kendi bölgemiz araştırmacılarından değil, daha çok Karadeniz ve Ege bölgesi Çepnileri üzerinde çalışanlardan gelmektedir. Elbette bu soruya cevap verecek olanlar, başkaları değil kendi bölge ve tarihimizi araştıranlar olmalıdır. Kasabamızla ilgili bölümde bu konuya ayrıca değineceğiz.

Burada, üzerinde durulması gereken başka bir araştırma konusuna da değinmek istiyoruz.

Çepnilerin Anadolu’ya kadar uzanan göç sürecinde içinde yaşadıkları, kaynaştıkları diğer Türkmen boylarıyla karşılıklı kültürel etkileşimin boyutu nedir? Çepniler onlardan ne almıştır, onlara ne vermiştir? Bu soruların cevabının ancak; Çepnilerle içinden geçtikleri, kaynaştıkları yerleşik veya göçerlerin gelenekleri ve göreneklerinin karşılaştırılması sonucu bulunabileceği düşüncesindeyiz. Başka bir ifade ile, Çepnilerin etkin olarak etkileşim içerisinde olduğu Hazara Türkleriyle karşılıklı etkileşimi sonucu kültürel bir olgu olmuş, ortak gelenek veg görenekleri var mıdır?

Elbette bu etkileşim yalnız Hazara Türkleriyle olmamış, o coğrafyada; Afganistan, Türkistan ve İran’da yaşayan bütün Türk boylarıyla olmuştur.

Bu çerçevede; Hazara Türkleriyle Çepnilerin kültürel etkileşimi ve ortak inanç değerleri üzerine araştırma yapan, değerli akademisyen sayın DR. Ali Çelik’in tespitleri çok önemlidir ve bize ışık utmaktadır.

Afganistan’da yaşayan Hazaralar dillerini değiştirmiş olsalar da gelenek ve göreneklerini, törelerini ve eski Türk inançlarıyla ilgili bazı uygulamaları bugün de yaşatmaktadırlar. Anadolu’nun, özellikle Orta ve Doğu Karadeniz bölgesinin Türkleşmesinde çok önemli bir rol oynayan, geleneklerine bağlılıklarıyla tanınan, dillerini ve kültürlerini muhafaza eden Çepnilerle, dillerini kaybetmiş, Türklükleri tartışılır hâle gelmiş Hazaraların inanç ve bunlara ait pratikler açısından karşılaştırılmasının bir ölçüde de olsa kimlik problemlerinin çözümünde işe yarayacağı düşüncesindeyiz.

Hazaralı kız çocuğu

Çocuk Sahibi Olmakla ilgili inanç ve Uygulamalar

Ad Koyma ile ilgili İnanç ve Uygulamalar

Loğusalık Dönemiyle İlgili İnanç ve Uygulamalar

Evlilikle İlgili İnanç ve Uygulamalar

Ölümle ilgili İnanç ve Uygulamalar

 Nazarla İlgili İnanç Uygulamalar

İnsanın Organları ve Davranışlarıyla İlgili İnanmalar

Tabiat olayları, Gök ve Gök cisimleriyle İlgili İnanmalar

Günlerle İlgili İnanmalar

Kutsal Kişi ve Varlıklara İlgili İnanmalar

Olağanüstü Varlıklara İlgili İnanmalar

Hayvanlarla İlgili İnanmalar:

Su, Ağaç, Dağ, Ocak ve Ateşle İlgili İnanç ve Uygulamalar

Hazara Kilimi ve motifleri.

Araştırmasında Hazara Türkleri ile Çepnilileri yukardaki başlıklar altında karşılaştıran Ali Çelik’in tesbitleri; gerçekten, Türk kültür tarihi açısından çok önemlidir.

“Birbirinden binlerce kilometre uzaktaki ayrı coğrafyalarda yaşayan ve asgari bin yıldan beri aralarından hiçbir ilişki bulunmadığı bilinen Hazaralarla Çepnilerin bazı inanç ve uygulamaları arasında şaşırtıcı bir benzerlik, hatta aynilik dikkati çekmektedir. Hazaraların, çocuğu olmayan kadınlara doğurganlık kazandırmak için yeni soyulmuş hayvan derisine sarma uygulamasına Çepni bölgesinde rastlanmamıştır. Çocuk sahibi olmak için, bunun dışında kalan uygulamaların bir çoğu müşterektir. Anadolu’da ve Çepnilerde de nefesinin güçlü olduğuna, Allah dostu olduğuna inanılan kişilere ve hocalara gitme, Hazaralarda baksıya veya şeyhe gitme şeklindedir. Muska takma ve yatırları ziyaret etme her yerde görülen ortak uygulamalardır.

Çepnili kadınlar, Sivas

Şalpazarı, Çepni Kadınları

İslâmiyet’te mezar ziyaretlerinin önce yasaklandığı, sonra sadece ölümü hatırlatmak ve ibret almak için serbest bırakılmıştır. Hazaralarda ve Çepnilerde evliya mezarlarına ve yatırlara gitme, buralarda Kur’an okuma, namaz kılma, ağaçlara bez bağlama, dua edip dilek tutma, bazı yönleriyle İslâmî gibi görünen uygulamalar, aslında İslâmî bir görünüm kazandırılan eski Türk dini ile ilgili uygulamalardır.

Doğan bebeğin sağ kulağına ezan okuma, (Anadolu’nun bazı yerlerinde sağ kulağına ezan, sol kulağına kamet okunur) ilk çocukta kurban kesme, eğer erkek ise toy yapma, bebeği kırk gün sonra beşiğe koyma; çocuğu nazardan, al basmasından ve benzeri kötülüklerden koruyacağı inancıyla, beşiğine Kur’an, kurt dişi veya kemiği, mavi boncuk gibi şeyler asma; Ayet’ül Kürsi, Ya-sin veya diğer surelerin yazıldığı kağıtlardan yapılan muskaları bebeğin omuzuna takma gibi uygulamalar da ortaktır.

Çocuğa ad koymada da benzerlikler vardır. Çocuğa Kur’an’dan bir ad verme, İslâmiyetin Türkler arasında yayılmasından sonra bütün Türk dünyasında kabul edilen ve bugün de uygulanan bir kuraldır. Eğer çocuğa İslâmî bir isim verilmezse, ahrette çocuğun bu yüzden babasından ve annesinden hak isteyeceği, hesap soracağı inancı bu uygulamanın asıl sebebidir. Hazaralarda, erkek çocuğu yaşamayanların doğan erkek çocuklarına, kız elbisesi giydirip, küpe takmaları ve beğenilmeyen hatta çirkin sayılabilecek isimler vermeleri şeklindeki uygulamalar bazı farklarla Çepnilerde de vardır. Çepnilerde doğan çocuğun yüzüne is sürülmesini de bunlara ilave edebiliriz. Bütün bunların temelinde çocuğu herhangi bir şekilde çirkin göstererek nazardan ve olağan üstü şer güçlerden koruma inancı vardır.

Çepnilerde ve Anadolu’daki Türkmenlerde gördüğümüz kırklı kadın (loğusa) kırklı bebekle ilgili uygulamaların hemen hepsi Hazaralarda da vardır.

Loğusa ve bebeğin bu kırk gün içinde dışarıya çıkarılmamaları, çocuğun banyo sularının dışarıya dökülmemesi, çamaşırlarının dışarıya asılmaması; Çocuğun ve annenin yanına ilk yedi gün ebeden başka kimsenin sokulmaması, anne ve bebeği hem çevreden hem de diğer şer güçlerden korumak için alınan ortak tedbirlerdir. Bütün bunlar aslında uzun hayat tecrübesi sonunda insanoğlunun hijyen konusunda elde ettiği bilgilerdir. Bu dönemde hem bedeni hem de ruhi yönden zayıf olan anne ve çocuğun başta enfeksiyon olmak üzere birçok hastalığa açık olması, bu gün modern tıbbın da kabul ettiği hijyenik tedbirleri almaya onları mecbur etmiş, işe inanç ve korku unsurları katılarak uygulamanın daha kolay ve etkin olması sağlanmıştır. Annenin ve çocuğun basılacağı, cin çarpacağı vs. gibi tehditler insanları bu konuda daha dikkatli olmaya mecbur etmiştir.

Hazaralardaki, loğusalık döneminde eve tahta ve çiğ et getirilirse çocuğun basılacağı (yürüyemeyeceği) inancı, başta Şalpazarı, Giresun olmak üzere Anadolu’nun bir çok yerinde de vardır.

Kırk dökme, Çepnilerde kırk kaşık su, Kozandağı Türkmenlerinde ve Anadolu’nun birçok yerinde kırk taşla yıkanma şeklinde gerçekleşir. Hazaralarda ise anne ve bebeğin baba veya evin büyük oğluyla birlikte bir su kenarına gitmesi, orada her ikisine de su içirilmesi şeklindeki kırk çıkarma, ilk bakışta diğerlerinden farklı gibi görünse de aslında hepsinin “su” gibi önemli bir ortak paydaları vardır. Bütün bu uygulamalarda asıl unsur sudur ve bu uygulamalar ancak su kültüne bağlanabilir.

Evlilikle ilgili birçok inanç ve uygulama da birçok ortak nokta vardır. Evde kalan kızların kısmetini açmak için kilit açma, evliyaya götürme; gelinin evden çıkarken besmele çekmesi, ardından su dökülmesi; koca evine geldiğinde ocak başına götürülmesi, kucağına erkek çocuk verilmesi, şerbet içirilmesi, yeni evlilerin bağlanması (urasa) ufak tefek farklarla her iki toplumda da ortak inançlara dayalı uygulamalardır. Huysuz kocalara muskayı Çepnilerde hocalar, Hazaralarda ise baksı veya mollalar hazırlar.

Defin törenleri, ikisi de Müslüman olduğu için Hazaralar ve Çepnilerde İslâmî usullere göre yapılır. Ölümün ön belirtileri sayabileceğimiz köpek uluması, baykuş ötmesi gibi inanmalar her iki toplumda da daha çok hayvan ve insanlarda görülen olağan dışı davranışlara bağlı, çoğu eski Türk inancına dayalı ortak inanmalardır.

Hazaralı genç kızlar

Ölümle ilgili başka bir ortak uygulama da bütün Türk dünyasında bilinen ölü aşıdır. Bunun yanında ölü çıkan evin temizlenmesi, ölenin eşyalarının dağıtılması, üçüncü, yedinci, kırkıncı, elli ikinci gecelerde yarıyıl ve sene-i devriyelerinde yapılan merasimler de ortaktır. Hazaralarda görülen, Cuma akşamı mezarlıkta helva dağıtma Şalpazarı Çepnilerinde yoktur. Şalpazarı Çepnileri ölü gömüldükten sonra mezarın başında helva, ekmek dağıtır ve çocuklara da kibrit verirler. Nazarla ilgili inanç ve uygulamaların İslâmî olanları tamamen ortaktır. Tütsü, kapı üstlerine hayvan boynuzu veya nazar boncuğu asma, kurşun dökme vs. diğer uygulamalar arasında da büyük benzerlikler vardır. Nazara karşı kurt dişi veya kemiği kullanma uygulamasına Çepnilerde rastlanmamıştır.

Bazı kişilerin uğurlu veya uğursuz sayılması, Hazaraların uğursuz kabul ettikleri kişiyi görünce çıkacakları yolculuktan veya yapacakları işten vazgeçmeleri şeklindeki inancın bir benzerini Çepnilerin Mart Bozma geleneğinde görüyoruz. Burada yılın ilk günü olan eski hesap Mart ayının birinci gününde eve ilk önce uğurlu olduğuna inanılan kişi girer.

Hazaralar da Çepniler de atalara ve ata mezarlarına saygı gösterirler. Ulu kişilerin öldükten sonra da manevi yoldan yardımcı olabileceğine inanırlar. Yalnız şalpazarı Çepnileri arasında, Hazaralardaki gibi, öldükten sonra atalarının kendilerine zarar verebileceği şeklinde bir inanç yoktur. Hazaraların ataların kendilerine kötülük yapabileceği şeklindeki inançları” çocuklarına yahut koyunlarına bir hastalık geldiği zaman yemek ve içki alıp kocasının mezarına koyan ve “Ye, iç! Bize dokunma! Hain seni, hâlâ doymadın mı? Diye bağıran Tayga ormanlarındaki Şamanist kadının, ölü kocasının kendisine ve çocuklarına zarar verebileceği şeklindeki inancı ile örtüşmektedir.

Atalara gösterilen bu saygının asıl kaynağı da muhtemelen eski Türk inançlarıdır. “Kamlık (Şamanlık) dininde yaşamakta olan bir insanla ölmüş olan ataları arasında çok yakın bir münasebetin var olduğuna inanılır. Yaşayanla ölmüş olan atası arasındaki bu bağın gücü, atalara ardı arkası kesilmeyen bir saygıyı gerekli kılar. Işık dünyasında bir tanrı gibi yaşayan ataları ilâhî kuvvetlere sahiptirler ve insanlara sıkışık anlarında yardım edebilirler. Arife günü mezar ziyareti her iki toplulukta da ortak olan bir uygulamadır.

Koyunun cennetten çıktığı şeklindeki inanç Çepnilerde de vardır. Güvercinlere pek fazla dokunmamakla birlikte Çepniler bu kuşlara Hazaralar kadar kutsiyet yüklemezler. Hazaralarda ev yılanları da kutsal kabul edilir ve öldürülmezler. Aynı inanç başta Çukurova olmak üzere Anadolu’nun birçok yerinde ve Çaykara’da da vardır. Hatta Çukurova’da bahçeleri koruyan kara yılanların gelin ve kızlara aşık oldukları da anlatılmaktadır.

Her iki toplumda da su kutsaldır. Gelin baba evinden çıkarken, yolcu uğurlanırken ardından su dökme çok yaygın bir uygulamadır. Hazaralaristan’da Kabil’in batısında Çeşme-i Safa ile Cihilten dağında ve Balhab ilçesinin Payı ziyaret bölgesindeki sularla Şalpazarı’nda Şıf, Güldirik gibi sular başta çocuk sahibi olmak üzere birçok derde şifa olduğuna inanılan sulardır.

Şalpazarı Yayla Şenlikleri

Hem Çepnilerde, hem de Hazaralarda kutsal kabul edilen kayalar, dağlar ve mağaralar vardır. Kabil’in batısında Kartesahi bölgesinde Seng-i Zülfikar’ın bir benzeri Hacı Bektaş’ta bulunmaktadır. Tıpkı Seng-i Zülfikâr’da olduğu gibi buradaki kayanın deliğinden geçenin de günahlarından arındığına inanılır. Hazaralar, Mezar-i Şerif’te bir dağın tepesinde kayanın üzerinde Hz. Ali’nin atının ayak izi olduğuna inanırlar. Benzer izler ve kayalar hem Şalpazarı’nda hem de Anadolu’nun muhtelif yerlerinde vardır.

Ağaç kültünün izlerine her iki toplumun pratiklerinde de rastlanır. Her iki bölgede de kutsal sayılan dilek ağaçlarının varlığı bunu açıkça göstermektedir. Demir, hem Çepnilerde, hem de Hazaralarda koruyucu özelliği ile pratiklerde yer alır. Hazaraların okunmuş bıçakları kapıya asmaları ile Çepnilerin loğusanın ve bebeğin yatağının altına bıçak veya demir parçaları koymaları aynı inanca dayanan uygulamalardır.

Ocak, hem Çepnilerde hem de Hazaralarda kutsaldır. Ocağa su dökerek söndürmek, ocağın üzerinden geçmek ocağa saygısızlık kabul edilir. Çepnilerde gelin koca evine girince ocağın başına götürülür ve eline verilen egişle ocağı karıştırır (Ordu) veya gelini, kalıcı ve ocak gibi kuvvetli olsun diye üç defa ocağın duvarına vururlar. Daha sonra gelin eline verilen kepçe ile ocağın üstündeki yemeği karıştırır (Giresun). Hazaralarda da gelin ilk önce ocağa götürülür, ocağı öptükten sonra kendisine buradaki hayatının tatlı ve hayırlı geçmesi için şerbet (tatlı su) verilir.

Sonuç:
Hazaralar ve Çepnilerdeki inanç ve uygulamaları genel olarak, İslâm öncesi döneme ait olanlar, İslâmî olanlar, İslâm öncesine ait olmakla beraber İslâmî bir görünüm kazandırılanlar ve hemen hemen bütün toplumlarda ortak olanlar olmak üzere dört grupta toplamak mümkündür. Bu küçük karşılaştırma, Çepnilerle Hazaralar arasında inanç ve uygulamalarda görülen benzerliklerin ayrılıklardan çok daha fazla olduğunu göstermektedir. Bütün bu benzerlikler, başka kültürlerin etkisinde fazlaca kalmış, dillerini unutmuş olsalar da Hazaraların Türk soylu bir topluluk olduğu görüşünü doğrular niteliktedir. Daha bol malzeme yapılacak çalışmaların da bu sonucu teyid edeceği kanaatindeyiz.“ Doç. Dr. Ali ÇELİK

Ayrıca, Karadeniz bölgesi, Trabzon Şalpazarı Çepnileri ile Çuvaş Türklerini karşılaştıran Dr. Mustafa Aça’da benzer ortak noktaları tesbit ettikten sonra vardığı sonuç:

“………Yukarıdaki yüzeysel karşılaştırmalar da göstermiştir ki, Karadeniz’in her iki tarafında yaşayan Türk topluluklarının inanış ve uygulamaları arasında büyük benzerlikler bulunmaktadır. Türk toplulukları arasında meydana gelen doğal ve yapay farklılıklar, aradan geçen onca zamana rağmen inanış ve düşünüş sistemlerindeki benzerlikleri ortadan kaldıramamıştır. Doğum, evlilik ve ölüm etrafında oluşan inanış ve pratikler, insanların bu aşamalar ya da hayat karşısındaki doğal hal ve tepkilerini öğrenmek açısından son derece önemlidir. Karadeniz’in her iki tarafında yaşayan Türk toplulukları arasındaki benzerlik ve farklılıkları tespit etmeye yönelik çalışmalarda doğum, evlilik ve ölüm etrafında geliştirilen inanış ve uygulamalara mutlaka öncelik verilmelidir. Karadeniz’in kuzey ve güney taraflarını içine alacak çok daha kapsamlı bir karşılaştırmalı çalışma, çok daha iyi neticeler verecektir ve bu tür karşılaştırmalar, Türk dünyası halk inanışları haritasının hazırlanmasına ciddi katkılarda bulunacaktır. Anadolu halk inançları haritasının çıkarılması yolunda Şalpazarı-Çepnileri, araştırmacılarımızın dikkatlerini çekmiş, saha araştırmaları yoluyla yayımlar yapılmıştır. Benzeri çalışmaların Çuvaş Türkleri üzerine yoğunlaştırılması halinde az önce de ifade ettiğimiz gibi, Türk dünyasının bütüncül bir inanç haritasının çıkarılması yolunda önemli bir eksiklik giderilmiş olacaktır. “        Dr. Mustafa Aça

Değişik Bölgelerde bulunan Çepnilerin köyleri.

Çetmi Köyü, Sinop

Değirmendere (Çepni) Köyü, Balıkes

 

Hacılar Köyü (Çepni), Balıkesir

Yakakent Çepni Mahallesi, Sinop

Yakakent Çepni Mahallesinden…. Samsun

Deliktaş (Çepni) Köyü, Dikili

Narlıca (Çepni ) Köyü, Bergama

Yalnızev (Çepni) Köyü, Bergama

Güvençepni köyü sakinler, Bigadiç

Çepnilerin Bölgesel İnanç Yapıları

Ege Bölgesi Çepnileri

Çepnilerin Ege bölgesine, özellikle Balıkesir yöresine nasıl geldikleri konusundaki araştırmalardan; bölgeye değişik zamanlarda ve değişik kollardan göç olduğunu görmekteyiz.

  1. yüzyılda, Moğolların saldırılarından kaçan Türk boyları da Karesi Beyliği’ne sığınmıştır. Bu boylar arasında Çepni boyları da mevcuttur( İsmail Hakkı Uzunçarşılı “Karesi Vilâyeti Tarihçesi” , Zağnos Kültür ve Eğitim Vakfı (2000), sf.68.)

Yine, Balıkesir yöresindeki Çepnilerin nereden geldikleri yönünde iki görüş daha var. Bunlardan birincisi M. Fuat Köprülünün görüşüdür. Köprülü‘ye göre bu Çepni kolu Hacı Beltaş Veli‘nin haleflerinden Sarı Saltuk‘la beraber Çepniler Rumeli‘ye geçerler. Daha sonraları bu Çepnilerin bir kısmı Balıkesir ve İzmir yöresine göç ederler.

İkini görüş ise; Halep Türkmenlerinin bir kolu 16. yüzyılda Anadolu‘nun içlerine; Balıkesir, Bergama yöresine gelmişlerdir.

Balıkesir – Bergama bölgesinde yaşayan Kantemirli Çepnileri; Osmanlı‘nın Rakka İskanı için gönderdiği Çepnilerdir. (Faruk Sümer). Bölgeden ayrılan Çepniler Anadolunun içlerine iskanları engellenmeye çalışılmış, Amasya yakınlarında durdurulup tekrar Rakkaya dönmeleri için zorlanmışlarsa da dönmemişlerdir. Bugün ki Kantemir Çepnileri bunlardır. Önce Bergama yöresine sonra da Balıkesir, İzmir, Manisa çevresine yerleşmişlerdir.

Balıkesir Yöresi Çepnilerin inanç yapıları.                            Köse Süleyman Ocağı

Balıkesir, Manisa, İzmir, Aydın bölgesinde yaşayan Çepnilerin Alevi-Bektaşi geleneğine mensup olduklarını görülmektedir.

Yöre Çepnilerin inanç yapıları ile ilgili çalışma yapan Halil İbrahim Şahin’in ilgili makalesinde vardığı sonuç ve değerlendirmeler bize en sağlıklı bilgiyi vermektedir.

  1. Köse Süleyman ocağı, Batı Anadolu’da yaşayan Çepnilerin bağlı olduğu bir ocaktır. Günümüzde ocağın merkezi Balıkesir’dedir. Kavakbaşı köyündeki bulunan ve Köse Süleyman soyundan gelen ocak mensupları başta Balıkesir olmak üzere, Manisa, Çanakkale, İzmir ve Aydın illerindeki Çepnilerin cemlerini yönetmekte ve onlara inanç önderliği yapmaktadırlar.
  2. Ocağın tarihi gelişimiyle ilgili yok denecek kadar az belge bulunmaktadır. Ocakla ilgili bilgiler çoğunlukla sözlü kaynaklardan elde edilebilmektedir. Ancak Köse Süleyman’ın Yunus Mukrî’nin oğlu olduğu ve Çepni boyunu irşat etmek görevlendirildiği yönündeki bilgiler, Hacı Bektaş Velî Velâyetnamesi’nden elde edilmiştir. Bu bakımdan ocakta Hacı Bektaş Velî’nin yeri oldukça önemlidir. Günümüzde dedelik kurumunu temsil eden ocak mensupları, kendilerini Hacı Bektaş Velî’ye bağlı olarak görmektedirler. Diğer bir ifadeyle günümüz Çepni dedeleri veya talipleri Köse Süleyman’ı Hacı Bektaş Velî muakkibi kabul etmektedirler. Bütün bunlar, ocağın inanç ve ibadet yapısında güçlü bir Bektaşilik tesiri oluşturmuştur. Özellikle cemde okunan gülbenklerde bu etkiyi açıkça görmek mümkündür.
  3. Köse Süleyman ocağında ibadetler cem törenlerinde gerçekleşmektedir. “Görgü” ve “Birlik” olmak üzere iki kısma ayrılan cem törenleri yapıldığı zamanlara ve dönemlere göre de farklı isimler alabilmektedir. “Hızır cemi” ve “Abdal Musa cemi” bu cemlerden bazılarıdır. Cem düzeninde Anadolu Aleviliğinden ayrılan farklı bir durum yoktur, ancak yukarıda da ifade edildiği üzere cemlerde Bektaşilik etkisi görülmektedir.
  4. Köse Süleyman ocağındaki ibadet ve irşat amaçlı ortamlarda çok az yazılı kaynak kullanılmaktadır. Ocak mensuplarını dinî inançlarını ve değerlerini daha çok sözlü gelenekten öğrenmektedirler. Dedelerin cemde yaptıkları irşat amaçlı sohbetlerin yanında dedenin, özellikle de kamberlerin okudukları nefesler, talipleri bilgilendirmede önemli bir role sahiptir. Pir Sultan Abdal, Şah Hatayî, Kul Himmet ve Karacaoğlan gibi halk şairlerinin şiirlerinden oluşan nefesler, İslam dinini anlattığı gibi Alevilik için önemli isimleri ve değerleri de tanıtmaktadır. Ayrıca nefeslerin cem törenlerinin işleyişinde de etkin bir role sahip olduğunu belirtmek gerekir. Cemin hemen her safhasında kamberler belirli ezgilerle nefesleri icra etmekteler, talipler de nefeslerin içeriğine göre cemde yerine getirilecek uygulamalara karar vermektedirler. Kısacası nefesler, diğer ocaklarda olduğu üzere Köse Süleyman ocağında da taliplerin inanç ve duygu dünyası için oldukça ehemmiyetlidir.
  5. Bu yazıda etki alanı oldukça geniş olan Köse Süleyman Ocağı hakkında temel bilgiler üzerinden bir değerlendirme yapılmıştır. Ancak ocağın bütün varlığıyla ortaya konabilmesi için çok daha ayrıntılı araştırmalara ihtiyaç vardır. Ancak bu sayede bu ocağın Alevi-Bektaşi ocakları arasındaki konumu ortaya konabilecektir. Köse Süleyman ocağı üzerine yapılacak çalışmaların, Çepnilerin inanç yapısını ortaya koyacağı gibi Bektaşiliğin kırsal alanlarda aldığı şekillerle ilgili de önemli bilgiler vereceğine inanıyoruz. Batı Anadolu Çepnilerinin Ocağı: Köse Süleyman Ocağı ve Günümüzdeki Durumu. Türk Kültürü ve HacıBektaş Veli Araştırma Dergisi, 2012)

Toplumsal barışımızı etkileyen olumsuz bir yapıyı burada vurgulamak istiyoruz. Balıkesir bölgesinde yaşayan Çepnilerin Alevi olmalarından dolayı dışlandığını ifade etmek gerekir. Çevre sunni yerleşikler Alevi Çepnilerri adeta tecrit etmişler ve sonuç olarak da Çepniler kapalı bir toplum haline gelmiştir.

Alevi çepniler ve köyler Sunniler ve Sunni yerleşim yerleri tarafından adeta dışlamış ve yalnızlaştırılmıştır. Bunun sonucu olarak Alevi Çepniler kendi içlerine kapanmışlardır. Bugün dahi bu bölgelerde Çepni adı istenmeyen bir yabancı algısı yaratmaktadır. Oysaki Bölgede dahil Anadolunun Türk Yurdu olmasında en büyük katkıyı sunan Türkmen boyu Çepni boyudur. Bu topraklarda yaşayan ve vatan kabul eden her yurttaşın bu boya şükran borcu olduğunu da burada belirtmek durumdayız.

Karadeniz Bölgesi Çepnileri İnanç Yapıları, Güvenç Abdal Ocağı

Alevi-Bektaşi sözlü kültüründe Güvenç Abdal ve Sarı Saltık’ın musahip kardeş oldukları ve iki erenin adıyla anılan Alevi inanç ocaklarının birbirleriyle musahip ocak oldukları belirtilmektedir. Yapılan saha çalışmaları bağlamında sözlü ve yazılı bilgiler değerlendirildiğinde Alevi-Bektaşi Çepni Türkmenlerinin inanç evrenlerini belirleyen   iki karizmatik Türkmen dedesi karşımıza çıkmaktadır. Bu iki eren, Güvenç Abdal ve Sarı Saltık’tır. Bu bağlamda Hacı Bektaş Veli düşüncesinin Alevi-Bektaşi Çepni Türkmenlerine ulaştırılmasında Güvenç Abdal ve Sarı Saltık’ın aynı misyonu taşıdıkları, Alevi-Bektaşi Çepni Türkmenlerinin sosyal ve düşünsel tarihlerinde aynı oranda kalıcı izler bıraktıkları görülmektedir.

Çepnilerin Hacı Bektaş Veli ve Sarı Saltık ile temaslarını, diyaloglarını dile getiren bu değerlendirmeler, Çepnilerin düşünsel dünyasında Alevi-Bektaşi düşüncesinin önemli bir yer tuttuğunu göstermektedir. Yapılan bu açıklamalar ışığında Güvenç Abdal, Karadeniz Bölgesinin Türkleşme ve İslâmlaşma sürecinde Çepni boyunun manevi önderlerinden biri olarak karşımıza çıkmaktadır.

2005 yılında yapılan saha çalışmaları ışığında tarihsel yurtları Harşit Vadisi, Kürtün yöresi olup zaman içinde buradan göçle farklı coğrafyalara dağılan Düzce ili Gölyaka ilçesi Yunusefendi köyü; İzmit ili Kandıra ilçesi Ballar köyü; Trabzon ili Akçaabat ilçesi Eskiköy ve Gümüşhane ili Kürtün ilçesi Taşlıca köyü gibi yerleşim birimlerinde yerleşik topluluklarda Çepni kimliği ile Alevi-Bektaşi kimliğinin Güvenç Abdal Ocağı aidiyeti ile beraber devam ettiği tespit edilmiştir. Böylece çoğu araştırmacının Balıkesir tarafındaki Çepniler tamamen Alevi oldukları hâlde, Trabzon taraflarında Harşit Deresi boyundaki Çepni köylüleri külliyen Aleviliği unutmuşlardır. (Eröz, 1990: s.22) şeklindeki değerlendirmeleri geçerliliğini yitirmektedir.

Yapılan çalışmalar sonucunda Gümüşhane ili, Kürtün ilçesi, Taşlıca köyünün Güvenç Abdal Ocağı’nın tarihsel merkezi olduğu tespit edilmiştir. Kürtün yöresinin Türkleşmesi sürecinde tarihsel kişilik olarak Güvenç Abdal’ın adı yöre insanının toplumsal belleğinde günümüzde de önemini korumaktadır. Kürtün yöresinin en önemli yaylası Güvendi Yaylası olarak adlandırılmaktadır.

Ayrıca Güvendi Yaylası’nda asıl kabri Hacı Bektaş Veli Zaviyesi’nde bulunan Güvenç Abdal’ın bir de makam mezarı yer almaktadır. Kürtün’de her yıl Güvenç Abdal, Güvendi Yaylası törenleri ile anılmaktadır. Kürtün yöresi Çepnileri içerisinde sadece Taşlıca köyü Çepnilerinde Alevi-Bektaşi kimlik ve Güvenç Abdal Ocağı aidiyeti ile beraber devam etmektedir. Taşlıca Köyü, Güvenç Abdal Ocağı’nın son dönem dedelerinden olup 1990’lı yıllarda vefat eden İlyas Güvendi (Küçük İlyas Halife) ’nin ailesi tarafından korunmaktadır.

Özellikle Ordu, Giresun, Samsun, Trabzon, Düzce, Zonguldak, İzmit illerinde yerleşik Güvenç Abdal Ocağı dedeleri de asıl yurtlarının ocak köylerinin Taşlıca Köyü olduğunu belirtmektedirler. Özellikle Eskiköy, Yunusefendi, Ballar Köylerinde yerleşik Güvenç Abdal Ocaklıları 19. yy. ın son çeyreği içerisinde bugünkü yerleşik oldukları yerleşim birimlerine Kürtün, Harşit Vadisi yöresinden göç ile gelerek yerleşmişlerdir. (Doğu Karadeniz ve Ağasar Çepnileri, Hakkı Bayraktar)

Halep Çepnileri

Çepnilerin Halep bölgesinde yerleşimleri 16. yüzyılın başlarıdır. Genel olarak üç bölgeye yerleşmişler. 53 Hanelik bir kol Gaziantep (Rum Kale) yöresine, ikinci kol Antakya‘nın kuzeyine, Gündüzlü kasabasına, üçüncü kol ise Boz Ulus Türkmenleriyle beraber Diyarbakır, Erzincan, Mardin yörelerine yerleşirler.
Çepnilerin Gaziantep’de yaşadıkları köyler:

Yavuzeli ilçesi Göçmez köyü
Yavuzeli ilçesi Kuzuyatağı köyü
Yavuzeli ilçesi Sarılar köyü
Yavuzeli ilçesi Yarımca köyü
Araban ilçesi Hasanoğlu köyü
Nizip ilçesi Köseler köyü

Rakka Çepnileri

İkinci Viyana kuşatmasında Osmanlı ordusunun yenilgiye uğramasından sonra saray, mevcut ordunun dışında tamamen aşiret ve Türkmen oymaklarından oluşan bir ordu kurmaya çalışır. Bu yeni ordunun içinde Boz Ulus Türkmenlerinden Rum Kaledeki Kantemirli Çepnilerde vardır. Osamanlının bu yeni ordusu Salankamen (Macaristan) de Avusturya ordusuna yenilince, içerde oluşabilecek isyan ve karışıklıkları engelemek için Sadrazam Fazıl Mustafa Paşa ‘mecburi iskan‘ harekatına başlar ve Kantemirli Çepnilerle diğer oymakları (sekiz oymak) Rakka bölgesine sürgün eder (1691)

Yukarda da belirttiğimiz gibi Kantemirli Çepniler bu bölgede, geçim kaynakları olan hayvancılık ortamı bulamayınca Anadolu‘nun içlerine, Balıkesir yöresine göç ederler.

Çepnilerin Anadolu’da Yerleşim Bölgeleri

Araştırmacı -yazar Süleyman Pekin‘in Anadolu genelinde Çepnilerin yerleşim bölgeleriyle ilgili araştırması:

Çepnilerin bütün obalarının Anadolu’ya geldiğini ve Hazar Denizi ötesi Türkmenleri arasında hiçbir Çepni obası kalmadığını söyleyen Sümer (TDTD/LX:16), XVI.yüzyılda 43 yerleşim yeri ismiyle 24 Oğuz boyu arasında 9’uncu sırada olan Çepnilerin İçişleri Bakanlığı’nın Türkiye’de Meskûn Yerler Kılavuzu adlı kitabına göre XX. yüzyılda kendi adıyla isimlenen yer sayısını 36 olarak tespit etmektedir ki bu da toplamda Afşar ve Kınık’tan sonra üçüncü sırada olduğunu göstermektedir (Sümer, 1999:427). Bu 44 yer adı şöyle sıralanmaktadır:

  1. Çepni Köyü – Ak Şehir Sancağı, Doğan Hisarı Kazası
  2. Çepni Köyü – Amasya Sancağı, Lâdik Kazası
  3. Çepni Köyü – Ankara Sancağı, Yaban Âbâd Kazası
  4. Çepni Köyü – Bey Şehir Sancağı, Göçü (Kaşaklu) Kazası
  5. Çepni Köyü – Bolu Sancağı, Merkez Kazası
  6. Çepni Köyü – Bolu Sancağı, Gerede Kazası
  7. Çepni Köyü – Bolu Sancağı, Mudurnu Kazası
  8. Çepni Köyü – Bolu Sancağı, Mudurnu Kazası
  9. Çepni Köyü – Bolu Sancağı, Mudurnu Kazası
  10. Çepni Köyü – Boz Ok Sancağı, Emlâk Kazası
  11. Çepni Köyü – Canik Sancağı, Bayramlu-Satılmış Kazası
  12. Çepni Köyü – Canik Sancağı, Bayramlu Kazası
  13. Çepni Köyü – Canik Sancağı, Bayramlu Kazası
  14. Çepni Köyü – Canik Sancağı, Bayramlu Kazası
  15. Çepni-Yusuf Köyü – Canik Sancağı, Bayramlu Kazası
  16. Çepni Köyü – Çorum Sancağı
  17. Çepni-Özü Köyü – Çorum Sancağı
  18. Çepni Köyü – Çorum Sancağı, Osmancık Kazası
  19. Çepni Köyü – Hüdavendigâr Sancağı, Kete Kazası
  20. Çepni Köyü – Hüdavendigâr Sancağı, Aydıncık Kazası
  21. Çepni Köyü – Hüdavendigâr Sancağı, Temrezler Kazası
  22. Büyük-Çepni Köyü – Hüdavendigâr Sancağı, Behram Kazası
  23. Küçük-Çepni Köyü – Hüdavendigâr Sancağı, Behram Kazası
  24. Çepni Köyü – İç İl Sancağı, Mut Kazası
  25. Çepni Köyü – Karahisar-ı Sahip Sancağı, Sandıklı Kazası
  26. Çepni Köyü – Karahisar-ı Sahip Sancağı, Bolvadin Kazası
  27. Çepni (Ağaç) Köyü – Karasi Sancağı, Giresun Kazası
  28. Çepni Köyü – Kastamonu Sancağı, Ayandon Kazası
  29. Çepni Köyü – Kastamonu Sancağı, Ayandon Kazası
  30. Çepni Köyü – Kastamonu Sancağı, Ayandon Kazası
  31. Çepni Köyü – Kastamonu Sancağı, Ayandon Kazası
  32. Çepni Köyü – Kastamonu Sancağı, Ayandon Kazası
  33. Yazı-Çepni Ekinliği – Kayseriye Sancağı, Kibar-Ezmak Kazası
  34. Çepni Köyü – Kengiri Sancağı, Tosya Kazası
  35. Çepni Ekinliği – Koca İli Sancağı, Kandıra Kazası
  36. Çepni Köyü – Konya Sancağı, Ala Dağ Kazası
  37. Çepni Köyü – Konya Sancağı, Ala Dağ Kazası
  38. Çepni Köyü – Maraş Sancağı, Elbistan Kazası
  39. Yenice-Çepni Köyü – Sivas Sancağı, Merkez Kazası
  40. Baş-Çepni Ekinliği – Sivas Sancağı, Merkez Kazası
  41. Alan-Çepni Köyü – Sivas Sancağı, Sunisa Kazası
  42. Çepni Köyü – Sultan Önü Sancağı, İn Önü Kazası
  43. Çepni Nahiyesi – Trabzon Sancağı
  44. Çepni-Günü Köyü – Trabzon Sancağı, Kürtün Kazası (1999:417)

Aynı yüzyıla (XVI) ait defterlerde Vilâyet-i Çepni ile Vilâyet-i Kürtün adlı kazaların köy dökümleri de yer almıştır. Çepni Vilâyetine bağlı 59 köyün isimleri şu şekilde sıralanmıştır:

  1. Uzgur Köyü – Giresun Merkez
  2. Kaya Dibi Mahallesi – Giresun Merkez
  3. Seyyid (Seyyitköy) Köyü – Giresun Merkez
  4.   Kısırcalu Köyü –
  5. Güney Köyü – Giresun Merkez
  6. Ürper (Ülper) Köyü –
  7. Kurtulmuş Köyü – Dereli İlçesi
  8. Yenice Hisar Köyü – Giresun Merkez
  9. Çandırlı (Çandır) Köyü – Giresun Merkez
  10. Alımı Yama (Yukarıalınlı) Köyü – Giresun Merkez
  11. Engüzlü (Dokuztepe) Köyü – Keşap İlçesi
  12. Sıkılgan Köyü –
  13. Kara Kilise Köyü –
  14. Akça Kâfir Köyü –
  15. Kul Çukuru Köyü –
  16. Şaban Köyü –
  17. Dikici Köyü –
  18. Kara Güneç (Güveç) Köyü – Giresun Merkez
  19. Semayil (Yüce) Köyü – Dereli İlçesi
  20. Mürsellü Köyü –
  21. Tana Deresi Köyü –
  22. Derelü Köyü – İlçe Merkezi
  23. Ak Yoma (Akçalı) Köyü – Giresun Merkez
  24. Köpek Köyü –
  25. Kazancı Köyü –
  26. Yakublu Köyü –
  27. Lapa Köyü – Giresun Merkez
  28. Kaba (Gürköy) Köyü – Giresun Merkez
  29. Çiçeklü Köyü – Giresun Merkez
  30. Barça Köyü – Giresun Merkez
  31. Evliya Köyü –
  32. Firenk Köyü –
  33. Eğri Anbar Köyü – Dereli İlçe
  34. Umurlu Köyü –
  35. Koş Doğan Köyü –
  36. Köknar (Köknarlı) Köyü – Dereli İlçesi
  37. Bozca Köyü –
  38. Sarban (Sarvan) Köyü – Giresun Merkez
  39. Malkalu Köyü – Keşap İlçesi
  40. Firuzlu (Alataş) Köyü – Keşap İlçesi
  41. Uzun Dere Köyü – Dereli İlçesi
  42. Çalışlu (Çandırçalış) Köyü – Giresun Merkez
  43. Çağlız Köyü –
  44. Kirbaz Köyü –
  45. Güdül Köyü – Dereli İlçesi
  46. Çatak Mahallesi – Dereli İlçesi Akkaya İlçesi
  47. Iklıkçı Köyü – Dereli İlçesi
  48. Kuz Aba Köyü –
  49. Ayrı Geriş Köyü –
  50. Arpa Köyü –
  51. Düz Yer (Düzköy) Köyü – Keşap İlçesi
  52. Venazid (Yoliçi) Mahallesi – Keşap İlçesi
  53. Hasan Kâfir (Karakoç) Köyü – Keşap İlçesi
  54. Sölmenlü (Sürmenli) Köyü – Keşap İlçesi
  55. Vâlâ Köyü –
  56. Kazancık Köyü –
  57. Cingiren (Yolbaşı) Köyü – Keşap İlçesi
  58. Depecik Manak (Tepeköy) Köyü – Keşap İlçesi
  59. Çalcalu (Çalca) Köyü – Dereli İlçesi (Sümer, TDTD/LVIII:11-12)

‘Yedi (7) Nahiye’ de denilen Kürtün Vilâyetinin nahiye ve köy döküm listesi ise şu şekildedir:

YAĞLIDERE NAHİYESİ

  1. Espiyelü (Espiye) Köyü – İlçe Merkezi
  2. Cebrail (Cibril) Mahallesi – Espiye İlçesi
  3. Anduzlu (Andoz) Mahallesi – Espiye İlçesi Arıdurak Köyü
  4. Demircülü Köyü – Yağlıdere İlçesi
  5. Yassıbahçe Köyü –
  6. Oruçbeylü (Oruçbey) Köyü – Yağlıdere İlçesi
  7. Sarımahmutlu Köyü –
  8. Karacalu Köyü –
  9. Kadısekisi Köyü –
  10. Sınur (Sınırköy) Köyü – Yağlıdere İlçesi
  11. Hisarcık Köyü – Yağlıdere İlçesi
  12. Ahallu Köyü – Yağlıdere İlçesi
  13. Talip (Günece) Köyü – Yağlıdere İlçesi
  14. Pelitçik Mahallesi – Yağlıdere İlçesi Üçtepe Köyü
  15. Kızıl Alma Köyü – Yağlıdere İlçesi
  16. Demirlüce Köyü –
  17. Zankırayık Köyü –
  18. Çanakçılu (Çanakçı) Mahallesi – Yağlıdere İlçesi Akdarı Köyü
  19. Gebe Kilise (Çağlayan) Köyü – Yağlıdere İlçesi
  20. Kızılcaçukuru Köyü –
  21. Kızılhisar Köyü –
  22. Umutbükü Köyü – Yağlıdere İlçesi
  23. Kopuzcu Köyü –
  24. Kanlıca Köyü – Yağlıdere İlçesi
  25. Karaisalı (Tepeköy) Köyü – Yağlıdere İlçesi
  26. Adabükü Mahallesi – Espiye İlçesi
  27. Atdutan Köyü –
  28. Ağcakilise Kızıllar (Ortaköy) Köyü – Yağlıdere İlçesi
  29. Ahi Çukuru (Akköy) Köyü – Yağlıdere İlçesi
  30. Akköy –

II. KARABURUN NAHİYESİ

  1. İsmailbeylü Köyü – Görele İlçesi

III. ELKİYOMLU HASI NAHİYESİ

  1. Haşrid Köyü –
  2. Karabörk Köyü – Çanakçı İlçesi
  3. Avcılu Köyü –
  4. Zikavlu Köyü –
  5. Elkerimlihas Köyü –
  6. Kuzca (Çanakçı) Köyü – İlçe Merkezi
  7. Kelete (Deregözü) Köyü – Çanakçı İlçesi
  8. Manastır Köyü –
  9. Aral Adal Köyü –
  10. Kızılcainek (Sarayköy) Köyü – Çanakçı İlçesi

YAĞLIDERE NAHİYESİ

  1. Espiyelü (Espiye) Köyü – İlçe Merkezi
  2. Cebrail (Cibril) Mahallesi – Espiye İlçesi
  3. Anduzlu (Andoz) Mahallesi – Espiye İlçesi Arıdurak Köyü
  4. Demircülü Köyü – Yağlıdere İlçesi
  5. Yassıbahçe Köyü –
  6. Oruçbeylü (Oruçbey) Köyü – Yağlıdere İlçesi
  7. Sarımahmutlu Köyü –
  8. Karacalu Köyü –
  9. Kadısekisi Köyü –
  10. Sınur (Sınırköy) Köyü – Yağlıdere İlçesi
  11. Hisarcık Köyü – Yağlıdere İlçesi
  12. Ahallu Köyü – Yağlıdere İlçesi
  13. Talip (Günece) Köyü – Yağlıdere İlçesi
  14. Pelitçik Mahallesi – Yağlıdere İlçesi Üçtepe Köyü
  15. Kızıl Alma Köyü – Yağlıdere İlçesi
  16. Demirlüce Köyü –
  17. Zankırayık Köyü –
  18. Çanakçılu (Çanakçı) Mahallesi – Yağlıdere İlçesi Akdarı Köyü
  19. Gebe Kilise (Çağlayan) Köyü – Yağlıdere İlçesi
  20. Kızılcaçukuru Köyü –
  21. Kızılhisar Köyü –
  22. Umutbükü Köyü – Yağlıdere İlçesi
  23. Kopuzcu Köyü –
  24. Kanlıca Köyü – Yağlıdere İlçesi
  25. Karaisalı (Tepeköy) Köyü – Yağlıdere İlçesi
  26. Adabükü Mahallesi – Espiye İlçesi
  27. Atdutan Köyü –
  28. Ağcakilise Kızıllar (Ortaköy) Köyü – Yağlıdere İlçesi
  29. Ahi Çukuru (Akköy) Köyü – Yağlıdere İlçesi
  30. Akköy –
  1. KARABURUN NAHİYESİ
  2. İsmailbeylü Köyü – Görele İlçesi

III. ELKİYOMLU HASI NAHİYESİ

  1. Haşrid Köyü –
  2. Karabörk Köyü – Çanakçı İlçesi
  3. Avcılu Köyü –
  4. Zikavlu Köyü –
  5. Elkerimlihas Köyü –
  6. Kuzca (Çanakçı) Köyü – İlçe Merkezi
  7. Kelete (Deregözü) Köyü – Çanakçı İlçesi
  8. Manastır Köyü –
  9. Aral Adal Köyü –
  10. Kızılcainek (Sarayköy) Köyü – Çanakçı İlçesi

IV. ALAHNAS NAHİYESİ

  1. Alahnas Köyü –
  2. İlit Köyü – Güce İlçesi
  3. Çukurlu Köyü –
  4. Arageriş Köyü – Tirebolu İlçesi
  5. Başköy –
  6. Alapelit Köyü –
  7. Çekel (Çeğel) Köyü – Tirebolu İlçesi
  8. Karaçukur (Ketençukuru) Köyü –
  9. Kuzköy –

V. KÜRTÜN NAHİYESİ

  1. Bada maa Alagaturas (Badamişkiye) Köyü –
  2.  Mekali Köyü –
  3.   Bohçalu Köyü –
  4.    Alayuntlu Köyü –
  5.   Alahnas Köyü –
  6. Üreğir Köyü –
  7. Eğlence (İğnece) Köyü –
  8. Kabageriş (Kırgeliş) Köyü –
  9. Karaçukur Köyü – Kürtün İlçesi
  10. Eynesi (Eynesil) – İlçe Merkezi
  11. Gök Ümmet (Satılmış) Köyü –
  12. Oğuz Köyü – Beşikdüzü İlçesi

BAYRAMOĞLU NAHİYESİ

  1. Döğer (Dikmen) Köyü – Espiye İlçesi
  2. Kiçiköy (Güzelyurt Köyü) – Espiye İlçesi
  3. Oğulluca (Avluca) Köyü – Espiye İlçesi
  4. Ağruk Köyü –
  5. Kandavur Köyü –
  6. Kozköy – Espiye İlçesi
  7. Tağnalcuk (Taflancık) Köyü – Espiye İlçesi
  8. Manastır-ı İslam (Çalkaya) Köyü – Espiye İlçesi
  9. Çepniköy – Espiye İlçesi
  10. Kurugeriş Köyü – Espiye İlçesi
  11. İncirlik Köyü –

VII. ÜREĞİR NAHİYESİ

  1. Karakaya (Ortacami) Köyü – Tirebolu İlçesi
  2. Boğalu (Aşağı ve Yukarı Boğalı) Köyü – Görele İlçesi
  3. Lazarı Köyü –
  4. Gülyarı Köyü –
  5. Karakeş Köyü – Görele İlçesi
  6. Demirbükü Köyü –
  7. Mürted Çukuru Köyü –
  8. Boynuyoğun Köyü – Tirebolu İlçesi
  9. Cimide (Karlıbel) Köyü – Çanakçı İlçesi
  10. Akelma Köyü –
  11. İman Asarı Köyü –
  12. Arık Köyü –
  13. Toprak Köyü – (Sümer, TDTD/LIX:10–12)

XV. yüzyılın ortalarından itibaren XVII. yüzyılın ortasına değin Türkiye’deki oymak ve cemaatleri araştıran Yusuf Halaçoğlu, ‘Anadolu’daki Cemaatlerin Bağlı Bulundukları Oğuz Boyları’ bahsinde yedinci sırada verdiği Çepni Boyunun cemaat sayısını 512, hane sayısını 22.128, mücerred vergi sayısını da 5.885 olarak tespit etmiştir (www.anadoluasiretleri.com). 1650’lili yıllar itibariyle tahmini nüfusları da 120 bin civarında bulunmaktadır. Halaçoğlu’na göre Üçok Gök Han oğullarından Çepnilerin Anadolu’da yaşadıkları yerler şöylece sıralanmaktadır (Agy, www.anadoluasiretleri.com):

  1. Adana (Dündarlı, Sarıçam, Yüreğir)
  2. Aksaray (Koçhisar)
  3. Akşehir
  4. Amasya
  5. Ankara
  6. Aydın
  7. Bayburd (Kelkid)
  8. Birecik (Araban, Merzüman, Suruç)
  9. Bolu (Mudurnu, Todurga)
  10. Bozok (Yozgat)
  11. Çankırı
  12. Çorum (Osmancık)
  13. Diyarbekir (Bertiz, Savur)
  14. İçel (Mud)
  15. Halep
  16. Hamid (Eğridir, İrle)
  17. Hüdavendigâr (Bursa)
  18. Karaman
  19. Konya
  20. Karesi (Giresun, İvrindi)
  21. Kadirli
  22. Kastamonu (Araç, Ayan­dan, Küre)
  23. Kayseri
  24. Konya (Alaşehir, Aladağ, Ilgın, Mahmudlar, Turgud)
  25. Kütahya
  26. Maraş
  27. Niğde
  28. Ordu (Ünye)
  29. Samsun (Kavak)
  30. Sivas
  31. Trabzon (Çepni, Kürtün)

XV ilâ XIX. yüzyıllar arasında Osmanlı arşivlerine dayanarak araştırma yapan Cevdet Türkay ülke sınırları içinde Çepni, Çepni-yi Çunkar, Çepniyan, Çepnilü, Çepnibor, Çepni Kandemir ve Çepnihacılu adlarıyla yaşam süren Çepnilerin Trabzon, Karesi, Sivas, Tokat, Aksaray, Urfa, Saruhan, Kefe, Karahisar-ı Şarkî, Kocaeli, Kayseri, Adana, Çıldır, Erzurum, Kars, Ahıska, Halep, Aydın, Kütahya, Akşehir, Canik, Hamid, İçel, Bozok, Maraş, Karaman, Soma, Rumkale, Birecik, Paşa (Dimetoka), Mudanya kaza ve sancaklarında oturduklarını ifade etmektedir (Bostan, TA/VI:307). Yusuf Halaçoğlu da Çepnilerin Halep Türkmenleri içinde Rakka, Bozulus Türkmenleri içinde de Ankara Keskin ve Şereflikoçhisar, Balıkesir, Manisa, Aydın, Trabzon, Giresun, Görele, Torul, Kürtün, Maraş, Adana, Konya, Çorum ve Isparta Gölhisar’da yaşadıklarını kaydetmektedir (Agy, TA/VI:307).

Çepni boyunun Anadolu’da XX. yüzyıl itibariyle durumunu ise Ege yerelinde yine Faruk Sümer, Türkiye genelinde ise Tuncer Gülensoy çıkarmışlardır. Ege ve Güney Marmara bölgelerinde yaşayan Çepniler ve yerleşim alanları şöyledir:

  1. BALIKESİR – Merkez Köyler: 1.Karamanlar, 2.Çukur Hüseyin, 3.Bahçedere (Kavak Başı), 4.Çoraklık (Çiğner), 5.Aynaoğlu, 6.Düpecik, 7.Ortamandıra, 8.Kabukdere (Söğütkırı), 9.Deliklitaş, 10.Yaylacık, 11.Köteyli, 12.Gökçeören, 13.Macarlar, 14.Kuşkaya, 15.Yeşiller.

Bigadiç Köyleri: 15.İnkaya, 16.Çiftlik, 17.Güvem, 18.Akyar, 19.Elyapan, 20.Yumruklu, 21.Kozpınar.

Manyas Köyleri: 22.Kapaklı, 23.Kalebayırı.

Balya Köyleri: 24.Kocabük, 25.Değirmendere.

Sındırgı Köylerinden; 26.Cehennemdere (Koca Sinan),

Kepsut Köylerinden; 27.Armutlu,

Susurluk Köylerinden; 28.Danaveli,

İvrindi Köylerinden; 29.Soğanbükü.

  1. İZMİR – Bergama Köyleri: 1.Sarıdere, 2.Narlıca, 3.Tepeköy, 4.Pınarköy, 5.Karalar,
  2. Deliktaş.

Mustafakemalpaşa Köyleri: 7.Hamzababa, 8.Zeamet.

III. MANİSA – Saruhanlı Köyleri: 1.Çepni Harmandalı, 2.Çepni Muradiye, 3.Kemiklidere, 4.Tirkeş.

Akhisar Köyleri: 5.Sünnetçiler, 6.Yatağan.

Turgutlu Köyleri: 7.Çepni Bektaş, 8.Çepnidere, 9.Gökgedik.

Soma Köyleri: 10.Karaçam, 11.Ularca.

  1. AYDIN – Merkez Köylerden; 1.Terziler,

Tire Köylerinden; 2.Çayırlar (Çaybaşı).

Söke Köylerinden 3.Sagular, 4.Helvacılar. (TDTD/LX:13-14)

Türkiye genelinde ise Oğuz boyları sırasına uygun olarak verilen Çepni (Çetmi) Boyunun Anadolu’daki dağılımı ise şu şekildedir:

  1. Çepni – Afyon İli, Sandıklı İlçesi, Hocalar Köyü
  2. Çetmi (Lâdik) – Amasya İli, Gümüşhacıköy İlçesi
  3. Çepni Şabanlı – Ankara İli, Şereflikoçhisar İlçesi, Ağaçören Köyü
  4. Çepni – Balıkesir İli, Bandırma İlçesi, Edincik Köyü
  5. Yeni Çepni (Çerkezçetni) – Bilecik İli, Bozüyük İlçesi
  6. Yürük Çetmi – Bilecik İli, Bozüyük İlçesi
  7. Çepni – Bolu Merkez
  8. Çepni – Bolu İli, Mudurnu İlçesi
  9. Çepni – Bursa İli, Mudanya İlçesi
  10. Küçük Çetmi – Çanakkale Merkez, Küçükkuyu Bucağı
  11. Büyük Çetmi (Yeşilyurt) – Çanakkale İli, Ezine İlçesi
  12. Çetmi – Çorum İli, İskilip İlçesi
  13. Gölet Çetmi – Çorum İli, Kargı İlçesi
  14. Çepni – Giresun İli, Espiye İlçesi
  15. Çetmi (Çayırlı) – İzmir İli, Tire İlçesi
  16. Çepni – Kastamonu İli, Çatalzeytin İlçesi
  17. Çetmi – Kastamonu İli, Taşköprü İlçesi
  18. Çepni – Kastamonu İli, Tosya İlçesi
  19. Çepni (Çiçekdağı) – Kırşehir Merkez
  20. Çetmi – Konya İli, Beyşehir İlçesi, Üzümlü Beldesi
  21. Çetme – Konya İli, Doğanhisar İlçesi
  22. Çetmi – Konya İli, Hadım İlçesi, Taşkent Beldesi
  23. Çepniharmandalı (Yobazharmandalı) – Manisa İli, Saruhanlı İlçesi
  24. Çepnimuradiye – Manisa İli, Saruhanlı İlçesi
  25. Çepnibektaş – Manisa İli, Turgutlu ilçesi
  26. Çepnidere – Manisa İli, Turgutlu İlçesi
  27. Çepni – Samsun İli, Alaçam İlçesi
  28. Çitme – Sivas İli, Divriği İlçesi, Gedikpaşa Köyü
  29. Çepni – Sivas İli, Gemerek İlçesi
  30. Dereçepni (Kötüçepni) – Yozgat İli, Boğazlıyan İlçesi
  31. Yazıçepni – Yozgat İli, Boğazlayan İlçesi (Gülensoy, THBAY/1979:88-89)

 

 

Faydanılan Kaynaklar:

Prof. Dr Faruk Sümer: Oğuzlar, 1972

Prof. Dr Faruk Sümer: Çepniler, 1992

Said Polat: Seçuklu Göçerlerinin Dünyası, Karacuk’tan Aziz George Kolu’na, 2004

Yrd. Doç. Dr. M. Hanefi Bostan: Anadolu’da Çepni İskânı

Yrd. Doç. Dr. M. Hanefi Bostan: 15. – 16. Asırlarda Trabzon Sancağında Sosyalve İktisadi Hayat, 2002

Doç. Dr. Ali Çelik: Çepnilerin Anadolu’nun Türkleştirilmesindeki Yeri ve Önemi

Prof. Alemder Yalın: Doğu Karadeniz mi? Lazistan mı ? Vilayet-i Çepni mi ?

Rıza Yıldırım: Aleviliğin Doğuşu: Kızılbaş Sufiliğinin Toplumsal ve Siyasal Temelleri 1300 – 1501

Hrank Dink Vakfı: Sivas araştırması ve saha çalışması

Yrd. Doç. Dr. İlknur Haydaroğlu: Osmanlı İmparatorluğu’nda Yabancı Okullar

Sezen Kılıç: Cumhuriyet Döneminde Yabancı Okullar (1923 – 1938)

Prof. Dr.Yusuf Halaçoğlu: Osmanlı Kimiği ve Aşiretler, Türkiye’nin Derin Kökleri, 2010

Garip Görgülü: Türkler, Türkmenler, Yörükler, Payallar Tarihi, 2014

Kenan Kaya: Trabzon’da Çepniler (15 – 16.yy.)